13 Kasım 2013 Çarşamba

HİÇ


Üniversitedeyim. Tembellikten bütün derslerden kalmışım. Ya sınavlara girmemişim ya da devamsızlıktan kalmışım. Bir yığın ders birikmiş alttan. Yaz okulunda bir kaç tanesini vermek için uğraşıyorum. İşte böyle bir zamandı. Kimlik arayışı içinde toy, aptal bir bücürdüm. Zayıftım o vakitler. Şimdiki gibi göbeğim yoktu. Saçlarım da bu kadar dökülmemişti. 1.85 boyu da üstüne ekleyin; sonuç olarak tipsiz sayılmazdım. Tamam çirkin değildim ama yakışıklı da değildim. Bir gören bir daha dönüp bakmazdı bana, unutur giderdi. Normal, özelliksiz bir adamdım işte.

O zamanlar metal dinlerdim hala da dinliyorum ama o vakitler kendim için değil başkalarına hava atmak için dinlerdim. Herkes pop dinlerken ben metal dinlerdim böylece ne kadar güçlü ve gizemli olduğumu düşünüp, kendimi özel hissederdim. Benim gibi thrash dinleyen mi var? O zaman ben gider black takılırdım. Daha sert, daha uç noktalarda ne varsa kendime katmaya çalışırdım. Sırf kendimi özel hissedebilmek için. Biliyorsunuz, insanın kendini özel hissedebilmesi için bir ikinci kişiye ihtiyaç var. Sende olanları başkasına gösterirsin ve başkalarında olmadığını gördüğün şeylerle övünürsün. Başkasında olmayıp sende olan bir nitelik, sana kendini özel hissettirir. İyi hissedersin. Eğer yaşamda kaybolmuşsan, intihar etmeni önleyen ve bir gün daha yaşamanı sağlayan şey, kendini özel hissetmenin verdiği keyiftir. Biz kaybolmuş insanlar, başkalarından besleniriz kısaca.

Neyse ben böyle acayip metalciyim. Metalci t-shirtlerim falan var, çeşit çeşit grupların. Koca koca resimli t-shirtler. Onları falan giyerdim okula gitmeden. Okul dediğim üniversite. Sonra bilekliklerim vardı böyle boy boy, onları takardım. Daha fazla ileri gidemezdim tabi. Pantolonuma zincir falan takamazdım mesela. O kadar medeni cesaretim yoktu. Normal bir sıradışılık içinde kalmaya çalışırdım. Her ne kadar kendimi özel hissetmek için insanlara metal müzik dinlediğimi haykırsam da, kılık kıyafetim yüzünden insanların beni yargılamasını istemezdim. Böyle bir şeyi kaldıramazdım. Yargılanmaktan çok korkarım. Çünkü kendimi savunamam. Yargılanmak için birisinin bana sözle bir şeyler söylemesi gerekmez. Ben kendi kafamdan hayaller kurgularım, varsayımlarda bulunurum. Kendi kendime “bu çocuk bana baktı, kesin içinden beni yargıladı” gibi düşünceler türetirim. Bu yüzden üzerimde devamlı bir gerginlik vardır. Bu yüzden yalnızlığı severim. Yalnızlık bana böyle şeyler düşündürmez. Gördüğünüz gibi çok ürkek bir herifim.

Neyse, işte yaz okulundayım. Okul boş, hava güzel, dersler de fena sayılmaz. Yapıyoruz, ediyoruz sınavlarını veriyoruz. Güzel zamanlar. Sınıfta güzel kızlar var. Ben yan gözle derslerde bütün kızları süzüyorum. Benim hiç kız arkadaşım olmadı. Lan bir adamın hiç mi kız arkadaşı olmaz? Bir insan bu kadar mı mal ve sıkıcı olur? İşte o benim. Kız arkadaşı geçtim, kız cinsiyetinde arkadaşım bile yok. Güleyim mi, ağlayayım mı? Şimdi ben ne yapayım? Bunun iki nedeni olabilir: Birinicisi ben cidden tipsiz herifin teki olabilirim, ikincisi ise benim kişiliğim bok gibi olabilir ve benle konuşmak can sıkıcı olabilir. Birinci ihtimale daha yatkınım. Sanırım ben fena halde çirkinim. Çünkü ben lokum gibi adamım, kimseye hayır diyeyem, ısrarlara dayananmam, kimseyle kavga etmem, tartışmaya bile girmem, susarım ben. Fıstık gibi kişiliğim var. Kendimi meditasyona, yaşamın anlamına falan adamışım. Acayip meditasyon yapıyorum. Evde tonlarca kişisel gelişim kitabı var. Hepsini okumuşum. Tanrı hakkında derin fikirlerim var. Diksiyonum düzgün, elim ayağım tutuyor. Ayrıca kültürlüyüm de; full koleje gittim ben. İyi İngizlicem var. Yani demek istediğim hanzo, kıro, öküz falan değilim. Hem romantik de bir adamım. Hep romantik hayaller kurarım uyumadan önce. Aslan burcuyum ben. Olgun, şeker gibi bir insanım.

O zaman niye kız arkadaşım yok benim? Olmayabilir tamam, ama hiç mi olmaz yahu? Bakireyim ben yahu. 24 yaşındayım. Ne yapayım bilemedim. Ya ben çok çirkinim, ya çok korkağım, ya da aptalım.

Neyse işte, dersler başladı. Ben sınıftaki tüm kızları tek tek kesiyorum. Güzel, çirkin farketmiyor. Birisi benden hoşlandığını söylese ben hemen çıkalım mı diyeceğim. Çünkü beni seven bir insana ben seni sevmedim demem. Ona karşı hiç bir şey hissetmesem de sırf onun sevgisine bir teşekkür olsun diye yaşarım ilişkiyi. Çünkü bana göre birinin beni sevebilmesi çok büyük bir olay ve ona karşı minnettar kalırım. Ben kendimi sevmediğim için, başkasının beni benden çok sevebilme ihtimali bana romantik geliyor.

Neyse ben sınıfı kesiyorum. Kızlardan birini bana bakarken yakalasam, hemen hayaller kuracağım, aptal saptal düşüncelere kapılacağım. Kendimi, “kesin benden hoşlandı, o yüzden bana bakıyor” gibi düşüncelere kaptıracağım. Hazırım yani. O da yok. Kimse bana bakmıyor. Yok. Ne kadar çirkinsem artık, insanlar yüzüme bile bakmıyor. Bana bakan kimseyi görmedim. Öyle mal mal, sap sap yaşamaya devam ederken tenefüslerden birinde yine her zamanki gibi tek başıma sınıfın kapısında sağa, sola, tavana falan bakarak vakit geçirmeye çalışıyordum. Canım çok sıkılıyordu bu kişiliğe ve bedene hapsolduğum için ama cool görünmeye çalışıyordum. Ellerim cebimde yavaş yavaş yürüyorum. Artist artist etrafa bakıyordum. Sanki her şey yolundaymış gibi ve hayatın bu kadar boktan olmasına aldırmıyormuş gibi davranıyordum. Sınıftaki kızlardan birisi benim olduğum yere geldi. Çok güzel bir kız, spor falan yapıyormuş. Sonra ne mi oldu?

Kız benle konuştu!!!!!!!!!!!!!!

Vallahi konuştu. Benle bir kız konuşuyor ha? O gün gerçekten şanslı günüm olmalıydı. Hemen kalbim hızlandı. Şirin gözükmek için yüzüme bir sırıtış ekledim ve mal mal cevaplar verdim. Ne kadar heyecanlanmışsam kamburum çıkmış konuşurken. Konuşurken iki büklüm olmuşum, O zaman farkettim ne kadar ezik olduğumu. Yine de bunu kendime itiraf etmedim, yalanlar üzerine kurduğum bir kişilik ile yaşamaya devam etmeyi seçtim. Okuduğum bölümü falan sordu sonra ıvır zıvır şeylerden bahsetti. Konuşma resmi olmasına rağmen, böyle basit bir şeyin bile başıma gelmesi benim için büyük olaydı. Sonra içeri geçtik. Ben tabi hemen hayallere daldım. Dişi cinsten bir insan benimle konuşmuştu. O zaman kesin benden hoşlanmıştı. Kesin ben çok yakışıklı ve çekiciydim. Bir sürü romantik hayal kurdum, öyle geçti o gün. Ben ama nasıl kasıntı bir haldeyim. Hareketlerime bir artistlik geldi hemen. Her an kızın beni izlediğini varsayıyorum ve kasıntıdan kırılmak üzereyim. Çok havalıyım, metalciyim, bilekliklerim var. Kendimi iyi hissediyorum. Bir kız benle konuştu. Her şey yoluyda. Keyfim yerinde.

Sonraki günler böyle hayallerle dolu geçti. Pek konuşmadık kızla. Ben zaten bir konuşma başlatamayacak kadar derin bir kişilik travması içindeydim. Korkak ve eziktim. Kız da benim hiç konuşma başlatmayınca öyle mal mal geçti günler. Bir gün hoca bizden sınıfta sunum yapmamızı istedi. Ben bir sunum hazırladım. Sıra bana geldi. Çıktım tahtaya anlattım ama çoğunlukla kızın yüzüne bakarak anlattım. Tam karşımda oturuyordu ve sunumun çoğunluğunu ona bakarak yaptım. Sunum bitti, yerime oturdum ve sonra durumu farkettim. Aptal kafam ne diye sunumu kıza bakarak yapıyorsun? Çok çocukça görünmüş olmalıyım. Acaba çok mu hızlı konuştum? Acaba çok mu heyecanlı göründüm sunumu yaparken? İşte böyle düşünceler içinde kendimi yiyip bitirmeye başladım. Ya ondan hoşlandığımı anladıysa? Hayır, bu güçsüzlük belirtisidir. Önce onun itiraf etmesi gerek. Güzelliği ile bana hükmedebildiğini ona itiraf edemezdim. Çünkü o güne dek kendime hep ne kadar güçlü olduğumu söyleyip durmuştum. Ama ben çok güçsüzüm, çok aptalım, çok eziğim... Mükemmel olmalıydım. Kusursuz olmalıydım. Böyle bir depresyona girdim. Ortada hiç bir şey yokken, sunumu kıza bakarak yaptığım ve heyecanlandığım için durduk yere depresyona girdim. Hayat boktandı daha da boktanlaştı.

Sonra kız benim yanıma oturdu ve bunu hep yapmaya başladı. Sonraları bu duruma alıştım tabi. Başlarda 160 nabızla panik içindeydim.. Tabi ki ilk defa yanıma oturduğunda kalbim hızlanmıştı ve kasılmıştım. Aklım deli gibi çalışıyordu. “ Onu güldürmeliyim. Ya gülmezse? Ben hiç iyi bir konuşmacı değilim ki. Komik bir şeylerden bahsetmesem bile bir konu açmalıyım ama aptal bir konu olmasın, ilgi çekici olmalı” gibi düşünceler içinde aklım harıl harıl çalışıyordu. Sonra ne mi yaptım? Benden bekleneceği gibi hiç konuşmadım ve sanki ders çok ilginçmiş gibi hep dersi dinledim.

Arada bir elbette konuşuyorduk ama konuşmalarımız resmi bir havadaydı. Gülüyor, minik espriler yapıyorduk. Ben de konuşuyordum allah için, o kadar da mal değilim. Dedim ya lokum gibi bir kişiliğim var diye. Zincirlerimi kırmama yardım ederseniz gerçek bene ulaşırsınız. Ama kız bunu beceremedi. Tek suçu kız olmasıydı malesef. O bir kız değil de erkek olsa, çoktan kanka olmuştuk ama o bir kızdı. Erkek arkadaşlarıma karşı kendimi açabiliyordum ama bir kıza karşı kendimi nasıl açabilirdim?

Hayatı boyunca hiç kız arkadaşı olmamış, full time 31 çekerek yaşamış bir organizmanın yanına lap diye oturursanız benim yaşadığım gibi ona kalp krizi geçirttirirsiniz.

Kızla aramızda hep bir resmiyet vardı. Böyle enseye şaplak, göte tekme halinde olacak kadar samimiyet beklemiyordum tabi ama hal ve hareketlerim çok kasıntıydı. Tam bir maldım kısaca.

Peki suç bende mi sayın okuyucular? Ben kendimi biliyorrum. Tipsiz olduğumu biliyorum. Kendimi sevmiyorum. Bu bilinçteyken nasıl kendimi açarım bir başkasına? Kızın yaptığı kendime karşı tuttuğum tabulara karşı bir saldırıydı.

Sonra ben kızı daha yakından tanımaya başladım. Sonra da seviştik.

Şaka şaka, keşke öyle olsaydı; hala bakireyim.

Kızı daha yakından tanıdıkça, ne kadar kültürlü ve güçlü birisi olduğunu gördüm. Güzel sanatlar okuyordu ve fotoğrafçılık ile ilgileniyordu. Ben de fotoğrafçılığı hiç sevmem. Anlamam da. Dalga geçerim. Güzel sanatlara karşı çoooook büyük bir saygım var ama fotoğrafçılığına karşı aynı şeyi söyleyemem. Güzel sanatlarda okuyan erkekler hep böyle girişken, öz güveni tam, şekil giyinen yakışıklı elemanlardı. Kızın da hep öyle arkadaşları vardı. Zaten acayip güzel bir kızdı ve güçlüydü. Kas anlamında söylemiyorum. Kültür, maddi olanaklar ve öz güven olarak kız bu hayatta başarılı ve galipti. Düzenli spor yapıyordu, kendine bakıyordu. Bizim gibi gidip de hayvan gibi ezbere yemek yemiyordu. Ben onu arkadaş olarak eklemeden facebooktan açık olan resimlerine falan bakmıştım. Hep böyle şekil fotoları vardı. Değişik cafelerde, arkadaşlarıyla beraber ya da çeşitli kültürel fuarlarda falan fotoğrafları vardı. Her resimde de yanında bir arkadaşı vardı. Hepsinde de mutluydu. Sanatsal fotoğrafları da vardı. Ne de olsa fotoğrafçılıkla uğraşıyordu. Genel itibariyle, enerji dolu, bol arkadaşa sahip, mutlu, öz güveni tam, kendini özgürce ifade edebilen bir insan profili sergiliyordu.

Yani benim sahip olmadığım her şey ondaydı.

Sırada yanımda hep sakin ve kendine hakimdi yani kendine güveni tamdı ve kişiliğini insanlara özgürce sunuyordu benim gibi kasıntı değildi, benim gibi sahte bir kişilik oluşturmamıştı, benim gibi olduğundan farklı görünmeye çalışmıyordu.

Sonra ben yeni bir depresyona girdim. “ Bu kız beni aşar “ dedim kendi kendime. Ben çok basitim, sıkıcıyım ve uyuşuğum. Kız ise acayip bir enerji yayıyordu. Cıvıl cıvıldı. Ben her zaman yeni 31 çekmiş gibi uykulu dolaşırdım. Uykum olmasa bile benden uyuşukluk yayılırdı. Kendimi sevmediğim için hayata karşı hep kendimden küçük bir parçayı sunardım. Yettiği kadar verirdim. Kendimi sevmediğim için yaşamın içinde bütünüyle olamazdım. Ben herkes ortada çılgınlar gibi dans edip eğlenirken, kenarda duran ve yüzünde yalancı bir tebessümle el çırpan adamdım. Ben doğru düzün konuşamazdım bile. Sesim boru gibiydi, heyecanlanınca hızlı konuşurdum aptal saptal cümleler kurardım. Kimsenin gülmediği şeyleri komik bulurdum. Kendimden nefret ediyordum.

Zaten bu yüzden kişisel gelişim kitapları okuyorum. Kendimi uğruna değiştirebileceğim bir şey bulabilmek için.

Gelelim bu anının sonuna. Yazdıklarım gerçek. Kurgu değil. Hepsini yaşadım, yaşıyorum. Yaz okulunun son günü geldi. Kızı bir daha hiç görmeyeceğim. Son ders, son dakika. Hiç bir gelişme yok, 2 ay mal gibi geçmiş. Kızla arkadaşız ama hala merhaba merhaba seviyesinde. Heyecan dolu bir sesle, kekeleyerek ve kamburumu çıkarıp iki büklüm olarak facebooktan seni ekleyebilir miyim dedim. Neden facebook diye soracak olursanız bilmiyorum. Kaldı ki facebooku sevmem. Kafam o kadar çalıştı o an işte. O da olur dedi ve gitti.

Aradan 4 sene geçti. Ben hala okuyorum. Aynı okulda. Kızdan HİÇ haber alamadım. Bu kadar aptal bir adamın anısı da bu kadar aptal olur işte. HİÇ. Koca bir HİÇİM var.

Geçen 4 senede biraz değiştim. Benden hiç beklenmeyecek bir biçimde evden kaçtım mesela. Büyük cesaret. Benim gibi pısırık bir herif bunu yapabildiği için vakit oscara aday gösterilmeli. Sonra polisler buldu beni. Değişik maceralar yaşadım. Dizilerdeki gibi dramatik bir aile buluşması oldu. Sonra bir süre herkes bana acayip iyi davranmaya başladı. Sonra da olanlar unutuldu gitti. Herkes eski haline geri döndü.

Değişmeye çalıştım. Ara ara kendimi seviyorum ve yaşamın içinde bütünüyle kendimi ifade edebiliyorum ama bazen de eski ben geri geliyor ve yine kendimi sevmiyorum. O zaman yaşamak bir eziyet oluyor ve bir kaçış olarak tanrıyı aramaya başlıyorum. Yaşamın anlamını falan düşünüyorum. Çok zor. Zor. Bir ara intihar etmeye çalıştım da yapamadım. Yaşamak güzeldi her şeye rağmen. Değişmeye çalıştım, kendimi değiştirdiğim alanlar oldu. Eskisinden daha donanımlı bir hale geldim. Hala malım. Ama daha az malım. Hala eziğim ama daha az eziğim. Hala kız arkadaşım olmadı. Sevgiye, aşka inanmıyorum. Sekse ve konuşarak kendini ifade etmenin hazzına inanıyorum. Sevgililer birbirini çok dinlediği için bir sevgiliye sahip olmak keyif verici olmalı. Sonuçta sana kendini en iyi hissettiren seni en çok dinleyendir. Bu yüzden bir sevgilim olsa iyi olurdu. Hala bakireyim. Bir de bu konu var tabi. Acaba nasıl bir his öpüşmek, yiyişmek, sevişmek? Merak ediyorum.
Hoşçakalın.




24 Ekim 2013 Perşembe

Ben Mükemmelim


İntihar etmek istiyorum. Zaman zaman intihar etmek isterim. Arada bir olur böyle. İntihar planları kurmak zihnimi meşgul ediyor, ilaç gibi geliyor.

İntihar ettiğim hayallerimde bir araba kiralayıp, egzosuna taktığım hortumun ucunu arka camdan içeri sallandırıp motoru çalıştırıyorum. Çok klasik evet. Bu yöntemi genelde bayanlar tercih ediyormuş. Bir kaç öksürükten sonra uyuşuyorsun, egzos dumanı genzi yakıyor, nefes almak zorlaşıyor ama en azından acı yok. Ölümün bile acısız olanını istiyorum; çünkü ben kocaman bir korkağım.

İntihar etmek istediğim kadar, yaşamak da istiyorum. Ya her şey düzelirse? Ya hayat ileride daha güzel olursa? Merak benim içimi kemiriyor. Sahip olduğum bu yaşama ve benliğe tutunmamı sağlıyor. Bırakamıyorum. Ölmek kolay, yaşamı bırakmak zor. Kendime itiraf etmesem de tüm eziyeti, çarpıklığı ve fakirliği ile, ne kadar boktan olursa olsun yaşamı seviyorum.

Zaman zaman ölesim geliyor çünkü yaşamama izin vermiyorlar. Kimse yaşamama izin vermiyor. Ben yalnızca yaşamak istiyorum. Uyuyup uyanmak istiyorum. Boş boş tavana bakmak istiyorum, tembel olmak istiyorum ama izin vermiyorlar. Bir şey olmak istemiyorum. Meslek sahibi olmak istemiyorum. Anlamsız bir koşturmaca içinde ömrümü tüketmek istemiyorum. Anlamsız, çok anlamsız geliyor insanların koyduğu kurallar. Aile ve para, kariyer ve sevgili ve binbir saçmalık, aptal saptal sorumluluklar, millet, ego ve din. Bu sözlerin hiçbiri bana ulaşmıyor, bana verdikleri nasihatlerin hiçbiri kalbime ulaşmıyor. Susmaları için evet diyorum, çünkü hayır demeye sabrım yok. Kendimi savunamam onlara karşı, çünkü çok güçlüler. Arkalarında sorgulanmadığı için kemikleşmiş düşünce kalıpları var. Güçlerini üyesi oldukları sürüden alıyorlar. Ben hep evet diyorum, yeter ki sussunlar. Saldırmaya devam ediyorlar. Usanmadan sözlerle, eylemle, dokundurmalarla egoma saldırmaya devam ediyorlar. Ben hiçbir şey istiyorum ama hiçbir şeye sahip olamıyorum. Herkesin benden olmamı istediği şey olmaya çalışıyorum. Aksi tarafa doğru kürek çekmeye gücüm yok. Çok korkuyorum.

Aile, akrabalar, arkadaşlar, toplum kısacası ilişkide olduğum tüm insanlar benden bir şeyler bekliyor ve bundan tiksiniyorum. Nefret ediyorum. İnsanlar hesap soruyor, yargılıyor. Toplumda kabul görmüş davranış ve düşünce şablonunun birazcık dışına çıktığım vakit cehenneme düşüyorum.

Ben insanları memnun etmek için mi yaşıyorum? Güzel bir işim olsun da ailem gururlansın diye mi ders çalışıyorum? Param olsun böylece arzularımı gerçekleştirip egom tatmin olsun diye mi yaşıyorum? Böyle olmasını istediğim için olduğum yerde değilim, burada olmak zorunda olduğum için buradayım. Bunun farkına varınca insan ölmek istiyor. Başka bir kurtuluş yok. Nereye kaçarsan kaç insanlar peşinden geliyor, seni bırakamıyorlar. Yani ben sevdiğim insanlara siktirin gidin hayatımdan mı demek zorundayım? Sen yok olursan, özgür olursan, hayatı dilediğin gibi yaşamak üzere yola koyulursan onlar için bu bir yenilgi demek. İnsanların egoları o kadar güçlü ki, yenilgiyi kabul edemiyorlar.

Neden biliyor musunuz? Niçin kendimize benzemeyenleri yargılarız biliyor musunuz? Çünkü inanç her zaman kendisine ortaklar arar çünkü kişi sadece bu şekilde inandığı şeyin doğru olduğuna ikna olur ve inanç en güçsüz duygulardan birisidir. Birisi çıkıp, ben sizin gibi yaşamak istemiyorum dediği vakit, inanç sahipleri topyekün size saldırır, onlar gibi yaşamanız için çabalarlar bunu yapmazlarsa inançlarını yitirebilirler, inancı yitirmek demek kişiliğini yitimek demektir ve aklı başında olan hiçbir ego kendini bu duruma düşürmez. Paranın gücüne olan inanç, saygınlığa olan inanç, çocuğun hayatta başarılı olması gerektiğine duyulan inanç ve daha nice hastalıklı düşünceler... İnsanın bunca yıldır uğruna yaşadığı şeylerin bir başkası tarafından red edilmesi ne büyük bir korkudur.

Mükemmel olmak zorundayız. Hepimiz. Aksi takdirde insanlar minicik bir hatamızı veya eksiğimizi gördüğünde boka üşüşen sinekler gibi etrafımıza toplaşırlar ve bizi yargılarlar. Tanrım hayatta en çok korktuğum şey yargılanmak. Ölümüne korkuyorum yargılanmaktan. Bu yüzden mükemmel olmaya çalışıyorum. Bu yüzden her zaman kasıntı bir haldeyim. Mutlu olmak için mükemmel olmak zorundayım.

Suçlu arıyoruz. Suçlamak için birilerini arıyoruz. İnsanlardan beklentilerimiz var, onların da bizden. Ben böylesine çarpık bir varoluşa katlanamıyorum.

Ölmeden önce bir karıya falan gitmek istiyorum. İnternette dolu escort numaraları var. Aramaya korkuyorum. Ya beni yargılarlarsa? Ben çok kıllıyım, beni kesin içlerinden yargılarlar. Ne yapsam bilemedim.

11 Ekim 2013 Cuma

Sevgili Oyunu

Sakın ola ki sevgili oyununa kanmayın. Yapmayın bunu kendinize. Bir erkek ile bir kadın sevgili oldukları vakit bunun adı sevgi değil, şehvettir. İkisi de yatağa gidecekleri günü bekler ama asıl amaç bu değilmiş gibi davranırlar. İnsanlar hayvan içgüdülerine sahiptir ama herkes medeni görünmeye gayret eder. İçgüdülerini ne kadar iyi bastırabilirsen o kadar medenisin demektir. Güzel bir kıza veya yakışıklı bir adama bakmamak bir güç gösterisidir. Egonun haykırışıdır. Beni etkileyemezsin, bana ulaşmaya gücün yetmez demektir. Peki sonunda ne olur? Kişi yalnızca kendine zarar verir. Güzele bakmayı reddederek, birine sadık kalarak, seks yapmayı reddederek insanlara güçlü gözüktüğünü düşünen kişi yalnız kaldığında mastürbasyon çeker. Ne oldu? İnsanları kandırmak uğruna kendini kandırdın. Erkek ve erkek, bağyan ve bağyan veya erkek ile bağyan sevgilicilik oynamaya kalkıştığınca önce yavaş yavaş ilişkinin temelleri atılmalıdır. İnsanlar dürüst olmadığı için amaçlarını belli etmezler, seviş benimle diyemezler, o yüzden bu kokuşmuş oyun oynanmalıdır. Günlerce dolaşırlar, gülerler, konuşurlar da konuşurlar... İnsanın ihtiyacı sekstir ama seks yine insanın kendisi tarafından tabulaştırılmıştır çünkü insan egosunun kölesi olmuştur. Bir sevgiliye sahip olmak toplum tarafından yüceltilmiştir. Bu mesele bir ego meselesi haline geldi. İnsan sevgiliye sahip olduğu vakit egosu tatmin olur. Böylece kişi öne çıkıp kendini insanlara gösterebilir, "Bakın! Bu insan beni seviyor" diye haykırabilir. Çünkü kendisinin sevilmeye layık olmadığını düşünüyordur, kendisi bile kendisini sevmiyordur ama nasıl olduysa onu seven birisi çıkmıştır. Bu bir oyundur. Toplum senden bir sevgiliye sahip olmanı bekler böylece sen kendini özel ve normal hissedersin. Oyunun kuralları önceden belirlenmiştir. Bunun adı toplu hipnozdur. "Seni şimdi seviyorum ama beni aldatırsan seni artık sevmem." Bu sevgi değildir bunun adı sahiplenmedir. İki sevgili birbirini satın alır. Karşılıklı çıkar ilişkisi, sevgili oyununu devam ettiren güçtür. İki taraf da birbirine kendisini özel hissettirir. Toplum içinde iyi bir imaja sahip olmasını sağlar. Her şey oyundur. İnsanların sevgi sandıkları şey kendi egolarının yansımasıdır. Gerçek sevgi sınırsız hoşgörüdür. Koşulu olmaz. Eğer seks yapmak istiyorsanız bunu direk olarak sorun, sevgilicilik oynamak zorunda değilsiniz. Kaydeceğiniz tek şey, karşı tarafta bıraktığınıza inandığınız ilk izlenimdir. Her şey kendi kafanızda olup biter. Siz hala sizsiniz. Boşverin başka insanların zihninde tuttuğu siz nasıl bir siz olursa olsun. Siz hala sizsiniz. Kendinizden hiç bir şey kaybetmiyorsunuz. Öyleyse niçin korkuyorsunuz? Amacınıza ulaşmak için neden önce binbir türlü yollardan geçiyorsunuz? Seni seviyorum, seni seviyorum, seni seviyorum... Bunlar sevginin değil, menfaatin sözleridir. Toplumun sevgi sandığı şey sevgi değildir. Aşk konusu iyi rant yaptığı için herkes aşk denen içi boş balonu yüceltip birbirini kandırır durur. Durum o kadar komik bir hal aldı ki, şimdi herkes sevginin ne olduğunu biliyor. Çünkü günümüz toplumunda sevgi tanımlanmıştır. Sevgiye dair milyonlarca sayfa yazı yazılmış, binlerce saatlik film çekilmiş ve bunları görüp hayatlarında uygulayan insanlar yüzünden sevgi saflığını yitirmiş, insan icadı bir davranış kalıbına dönüşmüş. Sevgi dediğiniz şey insan icadıdır. Bir yalanın uğruna insan kendi ömrüne şekil vermeye çalışıyor. Ne kadar acınası, ne kadar zavallı. Sevgi yok mudur? Vardır, ama kelimeleri kullanarak düşünen bir zihin onu tanımlayamaz. O saf bir düşüncedir. Şimdi, kim benimle sevişmek ister?

13 Haziran 2013 Perşembe

Taksim Gezi parkında neler oldu?

İzmir'de üniversite öğrencileri AKP'li kılığına girmiº sivil polis tarafından demir sopalarla dövüldü. Bir kızın kolu ve bacağı kırıldı. İnsanlar "gebersin teröristler" dedi. Kimse ölenler için üzülmedi. Baºbakan kendisine oy vermeyen insanlara hakaret etti. Onları vatan haini, terörist, çapulcu, pornocu, tinerci, marjinal grup, üç beº kiºi olarak tanımladı. Bir sürü seçim vaadi vardı baºbakanın. Baraj kaldırılacak dedi, barajı %10 yaptı(MHP geçen seçim %6 oy almıºtı yani bu seçim barajı geçemez yani sadece AKP ve CHP meclise girecek). Herkes bizim vatandaºımız herkesin hakkını savunmamız lazım dedi, polis İzmir'de (alevi ve CHP'li memleketi) pek çok insanı öldürdü ve kaza süsü verdi. Polis daima AKP'ye oy vermeyen insanları sıkıºtırmakta, tehdit etmekte, dövmektedir. Basın ise rüºvet alarak AKP karºıtı olayları yayınlamamakta ve sürekli AKP'yi övmektedir. Gezi parkı ayaklanması olaylarında TTB'nin sayabildiğine göre 5 bine yakın yaralı, 10 kör (gözüne darbe alarak kör olan vatandaº), 50 beyin travması (kafaya aºırı sert darbe alarak zihinsel engelli hâle gelme), 5 ölü vardır. Polis kameraların çekim yapmadığı her yerde, göstericileri katletmiºtir. Bu insanlar her ºey özelleºtirilip satıldığı için, tarihi eserler yok edildiği için, Atatürk'e saygısızlık yapıldığı için, baºbakan çok fazla yalan söyleyip her ºeyi yanlıº anlattığı için, müslüman olmayanların can güvenliği olmadığı için, polis insanları karakolda öldürüp ormana gömdüğü veya merdivenden düºtü öldü dediği için, baºbakan sözünde durmadığı ve söylediği her ºeyin tam tersini yaptığı için eylem yapmaktadır. Ayrıca İzmir'de polis onuncu kata gaz bombası atmıº, AKP'ye oy vermeyen insanları kendi evinde tehdit etmiºtir. Olaylarda 6 polisin intihar ettiği söylenmiºtir ancak biz o polislerin diğer polisler tarafından öldürüldüğünü düºünüyoruz. Sivil polis terörist kılığına girerek polise havai fiºek atmıºtır ve silâhsız insanların kafasına gaz bombası atarak öldüren, su sıkarak insanları 7 metre geriye fırlatan polis, bu sefer bu sahte göstericiye oldukça nazik ve kibar davranmıº, ve hatta kaçmasına bile izin vermiºtir.

 
 
 

İnsanların tek derdi baºbakana isteklerini anlatmaktır ama baºbakan park yıkılmasın diye halk oylaması yapmaktan bahsetmekte ve konuyu değiºtirmektedir. O park artık zaten yıkılamaz. Bu uğurda polis tarafından öldürülen insanlar var. Park halkındır ve halk yıkılmasını istememektedir. Polisin etrafta kamera olmadığında insanların baºına gaz bombası fiºeği atarak onları öldürmeyi denediğini unutmayın. Bu olaylarda tek bir polis öldü; onun da nerede nasıl öldüğünü gösteren bir kamera kaydı veya fotoğraf yok. Sizce polis olan biten her ºeyi kameraya kayıt etmiyor mu? Eğer göstericiler katil olsaydı bu zaten kanıtlanırdı. Camide bira içilmediğini ise cami imamı Yeni ªafak'a anlatmıºtır. PKK bayrak yakmamıºtır bayrak yakma görüntüsü 2010 yılındaki eylemlere aittir ve bayrak tenha, ıssız bir yerde yakılmaktadır. Orada Atatürkçü insanlar var; türk bayrağını yaktırırlar mı? Eğer neye inanacağınızı ºaºırdıysanız parka gidin ve olanları kendi gözünüzle görün. Bu gün bize zulmeden baºbakan yarın kime isterse ona zulmeder. Polis artık halkın polisi değil sadece devletin polisidir ve devlet de yalnızca iºçileri sömürmek ve halka ait olan her ºeyi satmak istemektedir.
ݺe gelmedim çünkü kimsenin bana ihtiyacı yok. Eğer fazlalıksam ºirkete yük olmak istemem. Ayrıca bunalımdayım ve uykusuzum. Her ºey yolunda sadece insanların olan biten olaylardan tamamen habersiz olması bana çok koyuyor. Bütün haberler yalan. Eylemciler biziz ve polis AKP'li. Ülkede %10 seçim barajı var. Devletten istediklerimizi duyan yok. Neden müslüman olmayan insanlara vatan haini muamelesi yapılıyor? Ben vergi veriyorum. Verdiğim vergi polis dayağı olarak bana geri dönüyor. Bu gün bu ülkede alevilerin can güvenliği var mı? Her gün kaç tane travesti öldürülüyor biliyor musunuz? Neden dinciler bu kadar katil ve zorba? Namaz kılmayan insanların, müslüman olmayan insanları dövmesi mantıklı mı? Namaz kılan müslüman zaten cinayet iºlemez, bu belli.

28 Mayıs 2013 Salı

SİTEMİN TAKİPÇİLERİ OKUSUN

Burada yazabilirsiniz ve yazılara yorum da yapabilirsiniz. Yorumlar herkese açık ve yazar alımım var. e-mail adresim yuno44907@windowslive.com

İnsanlar Neden İntihar Eder


Bir insan kitap yazıyorsa ve hiçkimse okumuyorsa veya çok muhteşem biriyse ama kimse onu önemsemiyorsa ne yapmalıdır? Herkes biliyor ki benim sorunlarım senin zerre umrunda değil; senin için asıl önemli olan para değil mi? Çünkü sen faydacısın; tüm insanlar öyle.

 

­                Paran var mı?

—Yeteri kadar…

Mutlu musun?

—Değil.

O hâlde yeteri kadar paran yok.

—Neden böyle düşünüyorsun?

Yeteri kadar parası olan bir insan her şeyi yapabilir..

—Her şeyi mi?

Her şeyi.

Parası olan bir insan istediği insanla evlenebilir. Kadınlar genellikle kendilerinden daha zengin, daha çok geliri olan, daha olgun, daha bilgili, daha zeki, daha güçlü, daha uzun erkeklerle evlenirler. Peki sence erkekler neden kendilerinden daha cılız kadınlarla evlenirler?

—Çünkü kadının onlara muhtaç olmasını isterler.

Eğer kadın kocasına muhtaçsa ve birde çocukları varsa, kocası onu çocuklarıyla beraber terk edip gitmesin diye kocasının yaptığı her türlü pisliğe katlanır. Çocukları olan bir kadın paraya muhtaçtır ve bir işe girip çalışamaz ve bu sebeple kocası onu dövse de, aldatsa da onu terk edemez. Zaten bu aldatma değildir; aldatmak gizlice ve korkakça yapılır, oysa erkek çok cesur ve utanmazdır.

Parası olan bir erkek karısını ve çocuklarını umursamadan, kazandığı paranın bir kısmını elâlemin kızlarına yedirebilir. Parası olan bir erkek; çocukları 18 yaşına geldiğinde karısını boşayıp daha genç (kendi kızı yaşında) bir kadınla evlenebilir ve bunu Nihat Hatipoğlu da dâhil, bütün zengin insanlar yapar.

Yani yeteri kadar paran olsaydı sen de mutlu olurdun.

—Ama eğer bir kadın beni param olduğu için sevseydi benden daha zengin birisi onunla evlenmek istediği zaman beni boşayıp onunla evlenirdi. Ve ayrıca beni sevmeyen ve zenginim diye benimle evlenen bir kadın zaten beni mutlu edemez ki.

O hâlde mutsuz olmanın sebebi paran olmaması değil.

—Değil!

Peki varsayımım boşa çıktığına göre; nedir mutsuz olmanın sebebi?

—3 yıl önce hayatım boyunca bana değer verip beni sevmiş olan tek insan tarafından terk edildim. Bir çocuğun oyuncağı oldum. Annesi ve babası evlenmemize karşı çıktığı için beni terk etti.

Neden bir çocuğa âşık oluyorsun?

—Hayatım boyunca ondan başka hiçkimse beni sevdiğini söylemedi. O bana âşık olmuş olan tek insandı. O olmasaydı kimse beni beğenmediği ve umursamadığı için çoktan intihar etmiş olurdum.

Ve o seni terk ederken sana seninle sana acıdığı için seviştiğini söyledi değil mi? Seni yeteri kadar sevseydi hattını; facebook, badoo, twitter hesabını değiştirmezdi bence. Sırf senden çok parası olan bir sevgili buldu diye seni terk etmiş olabilir mi?

—Peki o eğer beni hiç sevmediyse neden 1 hafta boyunca benimle sevişti?

                Kız seninle gönül eğlendirmiş oğlum…

—Bir kız çocuğu bir erkekle gönül eğlendirebilir mi?

                Valla o yapmış…

—Ama yaşı daha çok küçüktü.

                Bi gitsene yanına bakalım sana napçak? Önce seninle olup daha sonra da seni terk edip 3 yıldır senden kaçtığına ve her fırsatta sana küfrettiğine göre……… Her şey çok net değil mi oğlum?

—İş bulduğumu söylesem belki benimle…

                Yok yok, senden bir halt olmaz. Sen ancak 90 kiloluk küçük çocukları kandırırsın.

—Ne yapmalıyım?

                Beklemeye devam et bebeğim, bir gün karşına birisi çıkar.

—Dalga geçme bak.

                Hadi hadi, Allah versin; gözlerinden öpüyorum byy

—Neden hiçkimse benimle evlenmiyor?

                Eğer hiçkimse seninle evlenmiyorsa sorun kesin sendedir; bunun tek bilimsel açıklaması bu!

—Ama ben tamamen kusursuzum. .

                Kusursuz olma; normal ol. Bi kere normal olsana lan; nasıl olcan çok merak ediyorum, valla.

—Ama toplumun gelenekleri ve örfleri çok saçma..

                Her şey kız mı? Hayatta başka şeyler de var…

—Başka şeyler de yapıyorum ama bilmiyorum anlamıyor musun, 3 yıldır sevişmiyorum lan.

                Sen şimdi sevişme, 30 yaşına gelene kadar para biriktir evlenmek için; parayı görünce kısmetin ayağına gelir. Ama bak, göster ama verme sakın; bütün paranı alır kaçarlar haa.

                Ama sen baştan yanlışsın, hayatın amacı sevişmek olmamalı; bütün ömrünü kız kovalayarak boşa harcıyorsun.

—Ne yapayım peki?

                Namaz kıl, huzur İslam’da..

—Kuran’ın kutsal bir kitap olduğunu ve onu Allah’ın gönderdiğini nereden biliyorsun?

                Oğlum Dünya’nın %20’si Müslüman lan; bu kadar insan yanlış kitaba mı tapıyor?

—Aynı zamanda Dünya’nın %20’si de dinsiz; hem Müslümanların %66’sı münafık falan, eee?

                Lan İslam’da akla yatkın olmayan bir şey mi gördün?

—Kuran’ın bazı ayetleri, Kuran’ın bazı diğer ayetlerinin tam tersini söyler; Kuran kendi kendisini bile yalanlıyor. Ayrıca Müslüman olanlar her yıl %2,5 oranında peygambere zekât vergisi verecek deniyor. Kuran’da en çok geçen kelime de zekât. Ve Müslüman olmayanları da kovalayın, kovun, sürgün edin, vergiye bağlayın yani ezin, zorbalık yapın, haraca bağlayın gibi emirler var. Sonra Yahudilerle Hristiyanlara ve dinsizlere ve de eşcinsellere ve özgür kadınlara karşı bir sürü hakaret, tehdit var Kuran’da… Ayrıca Kuran’da kölelik, kız kaçırma, kocayı öldürüp kadını alıp götürme, küçük yaşta çocuklarla ilişki de yasak değil. Kuran’da evlilik yaşı 18 değil, kızın kana başladığı zamandır; erkek içinse, ne zaman hazır olursa.

                Yürü git lan, Allah’dan daha mı iyi bilcen? Allah en doğruyu ve en hayırlıyı bilir.

—Müslüman ülkeler niye hep geri, cahil, tehlikeli, şiddet dolu, fakirlik dolu?

                Bunlar hep illuminatinin oyunları; Allah bizi böyle zorluklarla sınav ediyor işte günahlarımız çıksın diye.

—Ya öldüğünde yok olursan? Ya âhiret yoksa? Ölümden korktuğun için inanıyorsun değil mi Kuran’a; sonsuza dek yaşamak istediğin için inanıyorsun değil mi Kuran’a? İşte sizi böyle asılsız vaatlerle kandırıp Müslüman yapıyorlar.

                Lan kâmil, Allah seni yaratmadıysa sen kendi kendine mi oldun?

—Ben Allah’ın var olup olmadığını veya onun iyi birisi mi yoksa kötü birisi mi olduğunu veya ne düşündüğünü bilemem. Ben sadece Kuran kutsal bir kitap değil diyorum.

                Sana bunu kim söyledi?

—Aklım var düşündüm.

                Yanlış düşünmüşsün.

—Sen hiç sordun mu Allah’a, “madem namazımıza ihtiyacın yok o zaman niye bunu yapmamızı istiyorsun” diye?

                O namazı biz ruhumuzu temizleyelim diye yarattı.

—Ruhumuzu temiz yaratsaydı namaza gerek kalmazdı.

                O zaman da sınav olmazdı.

—Sınava ne gerek var? Niye Allah insanların bir kısmını cehenneme koymak için yaratmış? Allah insanların cehennemde acı çekmesinden zevk mi alıyor? Bütün insanları hayırlı, cennetlik yaratsaydı?

                Böyle şeyler düşünemem; böyle şeyler düşünürsem dinden çıkarım.

—Lan zaten dinden çık diye uğraşıyorum gerizekâlı.

                Döverim lan seni.

—Beni dövsen de dövmesen de Kuran kutsal bir kitap değil. Beni dövmenin sana ancak zararı olur. Düşman kazanma dost kazan. Hem ayrıca hani İslam huzur ve barış dini diyordunuz? Bir Müslümana yakışır mı benim gibi muhteşem bir insanı dövmek?

                Peki ne olacak?

—22 yaşındayım ve hâlâ bekârım. Şimdiye kadar bana sadece bir kişi âşık oldu. Biraz para yedirdiğim kızlar da oldu ama keşke olmasaydı çünkü bir daha hiç beni arayıp sormadılar; parayı çalıp kaçtı hepsi. 25 yaşımdan sonra yaşlanmaya başlayacağım. Aslında 19 yaşımdan beri yaşlanıyorum ama kemiklerim ve kaslarım hâlâ büyüyor. Yani hayat kısa.

                Evlenince ne olacak?

—Sanırım bütün hayatımı önemsiz bir insan olarak geçiririm. Kitaplarımı bastırırım. Onlar da satmaz. Bir tane çocuk yapıp onu dünyayı yok etmesi için programlarım; Hitler olur çıkar o da ama ben göremem.

                Sonra da ölüp cehenneme gidecen.

—Bu Dünya benim; âhiret senin olsun kardeş. Bu insanlıktan hiçbir halt olmaz. Kediler köpekler bile bizden çok sevişiyor. Hepsini taşla kovalıycam!

11 Mart 2013 Pazartesi

Supermechs(Oyun Tanıtımı)

Supermechs 1vs1 şeklinde oynanan online flash oyundur. Oyunda kendi robotumuzu yapıp diğer robotlarla savaşıyoruz. Online oyuncularla canlı olarak yaptığımız heyacanlı maçlar gerçekten çok eğlenceli ve komik. Oyun da bir eklenti sayesinde chat de yapmak mümkün ama sadece chat'i açık olanlarla konuşabiliriz. İşte seviye atlıyoruz ve para kazanıyoruz. Seviye atladıkça para kazanmak ve exp kazanmak kolaylaşıyor. Ayrıca robotun seviyesi kendi seviyemizle aynıysa ranked list'de ilerleyebiliyoruz. Robotun seviyesi daima seviyesi en yüksek olan parçanın seviyesi oluyor ve karşımıza gelen rakipler bu seviyede oluyor. Oyunda her tur sonu enerjimiz doluyor. Eğer oturursak da robotumuz soğuyor. Silahların kullanım mesafeleri farklı ve her tur iki turdan oluşuyor, ayrıca bazı silahlar kurşun veya roket de harcıyor. Oyun gerçekten çok karışık, eğlenceli, basit bir oyun. Eğer zekânıza güveniyor ve strateji oyunlarını seviyorsanız sizi PvP'ye beklerim.. Bir robot modüllerden, gövdeden, ayaklardan, silahlardan, üst silahlardan oluşur. Kitler pot'dur ve para harcarlar. Oyunda üç tane element var; fiziksel, elektrik, ateş. İlk kalkan premium ama diğer kalkanlar herkese beleş. Kalkanlar eğer çok güçlüyse çok fazla enerji harcar ve enerjiniz bitince de kapanırlar. Ayrıca gördüğünüz gibi ben oyunda sıfırıncıyım yani ben kingim. Yani oyunda bir sorunuz falan olursa bana danışın. Ben bu oyunu çok iyi biliyorum.

9 Mart 2013 Cumartesi

Dungeon Rampage(Oyun Tanıtımı)

Facebook üzerinden oynanan bu oyun size arkadaşlarınızla beraber eğlenme imkânı sunuyor. 4 kişilik ekipler hâlinde bölümleri geçmeye ve canavarları yenmeye çalışırken, aynı zamanda da tuzaklardan geçmeniz ve bulmacaları çözmeniz gerekecek. Oyunda yürüyor ve yanınızda taşıdığınız üç tane silâhınızla savaşıyorsunuz. Silâhlar üçe ayrılıyor: yakın, uzak, büyü. Her silâh farklı rakiplere karşı yüksek zarar veriyor. Yani her karakterin güçlü olduğu bir düşman türü var. Oyunda büyücü, okçu, savaşçı, samuray, avcı, ateşci, aşçı karakterlerle oynuyoruz. Hepsinin yetenekleri ve özellikleri birbirinden tamamen farklı. Ayrıca öfkemiz dolduğu zaman B tuşu ile super yeteneğimizi kullanarak düşmanlarımızı ezebiliyoruz. Bölüm içinde can ve mana veren şeyler bulmanız mümkün fakat uzun süre büyü yapmazsanız veya uzun süre dayak yemezseniz yine iyileşiyorsunuz. Oyunda her bölümde iki adet hazine bulunuyor. Bu hazinelerden item çıkartabiliyoruz ama sandıkları açmak biraz pahalı. Para biriktirerek yeni karakterler almak daha hoş bir fikir ama seviyesi düşük silâhlar kullanmamaya da dikkat edin. Arkadaşlarınıza hediye gönderebilir, onlardan hediye alabilir, onlarla beraber oynayabilir, onlara mesaj gönderebilirsiniz. Oyun gerçekten çok fazla zor ve oyunda PvP yok. Sadece hep beraber yaratık öldürmece var ama PvP eklemeyi düşünüyorlarmış ama 2 yıldır falan eklemediler.

18 Şubat 2013 Pazartesi

League of Legends Rehberi

League of Legends bir MOBA'dır. Multiplayer Online Battle Arena yani online, çok oyunculu, savaş arenası tarzı oyunlara kısaca MOBA denir. İlk olarak Dota Allstars ile başladı. Daha sonra Dota'nın tamamen aynısı olan HON ve DOTA2 oyunları çıktı. Ondan sonra Bloodline Heroes, AirGears, SmackMuck heroes gibi daha değişik oyunlar çıktı. Ondan sonra da üç boyutlu ve TPS veya FPS olan Smite, Saturday Midnight Battles gibi çok daha değişik oyunlar yapıldı.

MOBA oyunlarında bir tane karakter seçeriz ve bu karakteri sadece o maç için kullanırız ve maçın ardından her şey yeniden başka bir maçta tekrarlanır. MOBA tıpkı futbol gibi bir takım oyunudur ve her maç değişik karakterlere karşı değişik karakterlerle savaşırsınız.

League of Legends'da mastery ve rune sistemi var. Oyunu oynadıkça level atlıyoruz ama bu level oyun içindeki levelimiz değil, bu level bizim oyunculuk levelimiz. Ve bu oyunculuk leveli oyunu çok fazla etkilemiyor. Oyun size rastgele rakip bulurken sizin takımınızla eşit güçte bir rakip bulmayı deniyor. Yeni oyunculara tavsiyem kesinlikle seviye 21 olana kadar rune almasınlar çünkü seviyeniz yükselince oyundaki en güçlü rün olan tier 3 rünleri satın alabiliyoruz. Ayrıca 5 tane tier 2 rünü birleştirince bir tane tier 3 rün elde edersiniz. Yani tier 3 rune alabilene kadar rune almayın! Ayrıca rünsüz oynamak sizi geliştirir çünkü rün aldığınız da oyunun birden bire çok kolaylaştığını görür ve aslında ne kadar iyi oynadığınızı fark edersiniz. Masteryler ise önemli değil çünkü istediğiniz gibi ayarlayabiliyor ve tekrar silebiliyorsunuz.

Ayrıca dereceli oyuna girmeye karar verene kadar şampiyon almayın. Bedava olan tüm şampiyonlarla oynayıp tüm şampiyonların zayıf yönlerini ve nasıl öldürüleceğini öğrenin. Şampiyonların arada sırada ucuzladığını unutmayın ve pahalı şampiyonları almadan önce düşünün fakat eğer bir şampiyon ucuzsa ya çok nerf yemiştir ya da çok eziktir. Oysa yeni çıkan şampiyonlar genelde aşırı güçlü olur ve kimse onları nasıl öldüreceğini bilmez çünkü onlar yeni ve bilinmeyendir.

Daima hiçkimsenin kullanmadığı ve fiyatı çok fazla ucuz olmayan şampiyonları satın almaya çalışın çünkü rakibiniz sizin şampiyonunuzu bilmiyorsa sizi yenemez.

Oyun içinde eğer rakip can çalma kasarsa hemen çivili zırh alıp sizden can çalmasını engelleyin. Çok fazla saldırıya odaklanmayın, 2 veya 3 tane tank eşyası kullanın ki hemen ölmeyesiniz. Özel pasif veya özel aktif özelliği olan eşyalardan sadece bir tane alın. Sadece bir tane ayakkabı alın. Beraber bir işe yaramayan eşyalar vardır, bunları öğrenin ve bunları beraber almayın. Bekleme süresinde azalma %40'ı geçemez, bunu unutmayın. Saldırı hızı saniyede 2.5'i yani 0,4 saniyede 1 vuruşu geçemez, bunu da bilin.

Daima zırh kasın ve zırhı yüksek şampiyonlar satın alın çünkü herkes saldırı kasıyor ve saldırı kasan şampiyonlar zırhı yüksek olan şampiyonlara zayıftır. Bunlar: Rammus, Malphite, Taric, Thresh gibi şampiyonlardır. Şampiyonlarınız hakkında her şeyi bilin ve öğrenin, cahil veya gerizekâlı olmayın çünkü her şampiyonun çok garip ve anlaşılmaz özellikleri vardır, bunları araştırın.

Oyunda her zaman minyonlara ve kulelere odaklanın. Oyunu daima kuleleri yıkılmamış olan taraf kazanır. Hiçbir yeri boş bırakmayın ve eğer takım arkadaşlarınıza faydası olan bir özelliğiniz yoksa hep yalnız gezin. Takım arkadaşlarınız savaşırsa yardıma gidin. Ölmekten korkarsanız oyunu kaybedersiniz ve kimseden kaçamazsınız çünkü eğer birisi sizi yavaşlatırsa zaten kesin öleceksinizdir yani ölümüne dalın, geri kaçsanız bile çoğu zaman yakalayıp öldürürler.

Eğer sizin takımın çoğu ölmüşse hemen ıssız yerlere kaçıp oradaki tarafsız canavarları öldürün çünkü kule yıkmaya kalkışırsanız sizi öldürürler ve kuleyi de yıkamazsın. Takım arkadaşların savaşa dönünce sen de kule yıkmaya devam edebilirsin.

Eğer büyücü minyonları hiçbir büyü kullanmadan tek vuruşta öldürebiliyorsan artık saldırı kasma. Ejderhayı daima öldür. O para verir. Kuleleri yık. Kuleler para verir. Rakip takımı öldürme çünkü gidip kuleleri yıkarsan zaten mecburen seni öldürmeye geleceklerdir. Tek kişi gelirse öldür. İki kişi gelirse belki öldürürsün. Üç kişi gelirse kaç. Gelen tanksa sakın dalma çünkü o ölene kadar arkadaşları çevreni sarıp seni öldürmüş olur.

Oyunun en zevkli haritası dominyondur. 3vs3 haritası da iyidir çünkü 5vs5'de ne kadar kasarsan kas tek başına katliam yapamıyorsun ama 3vs3'de tek başına hepsini öldürebilirsin. Ayrıca Proving Grounds da çok muhteşemdir çünkü iyileşme ve eve gitme yasak ve harita çok küçük yani kim ezikse ölür ve ölene kadar da bakkala gidip eşya alıp güçlenemezsin. Ayrıca oyunda tarafsız canavarlar olmadığı için de rakip ıssız yerlere kaçıp kendisini kasamaz.

Dominyonda amaç bütün kuleleri çalmaktır. Harita 5vs5 oynanır ve tam 5 tane kule vardır. Oyuncular bütün haritayı görebilirler. Minyon kesmek bir işe yaramaz. Minyonlar kulelere çok büyük zarar verebilir. Kuleleri çalarsanız ve rakibin kuleleri sizden çalmasına engel olursanız oyunu kazanırsınız. Dominyon'da birisini öldürmek neredeyse hiçbir anlam ifade etmez. Yani bol bol ölebilirsiniz. Sadece kuleleri çalın ve kuleleri koruyun.

Kısacası oyundaki en dandik ve sıkıcı harita şu anda en çok oynanan haritadır. Bu oyundan hiç sıkılmazsınız çünkü istediğiniz şampiyonu satın alıp onunla oynayabilirsiniz.

Ayrıca oyunda en çok dikkat etmeniz gereken şey rune'lerdir.
Kırmızılardan saldırı, magic penetration, armor penetration, can çalma gibi özellikler güçlüdür. Sarılar ise yenilenme ve savunma rünleridir; can, mana yenilenmesi, zırh gibi özellikleri yüksektir ve ayrıca galiba sarılarda altın kazanma gibi garip özellikler de hoş. Maviler büyü, mana, bekleme süresi, can emme(büyü kullanarak), büyü direnci gibi özelliklerde iyidir. Büyük rünler ise her şey için kullanılabilir ama bazı büyük rünler hilelidir ve çok güçlüdür; ayrıca hızlı level atlatan, hızlı koşturan, hızlı dirilten, para kazandıran türleri de vardır. Rünlerinizi çok fazla dikkatli seçin. Gerçekten rünleriniz yanlışsa çok ezik olabilirsiniz. Çoğu oyuncu diğer oyunculara yanlış rünler tavsiye ederek onların kendisinden daha ezik olmasını sağlamaya çalışır. Herkese güvenmeyin.

15 Şubat 2013 Cuma

BuzKurdu'nun Günlüğü


Tanışma
Okurken dinleyiniz.
Rammstein-Du riechst so gut

Rüzgâr yavaşça, terlemiş bedenimi okşuyordu. Her şey çok yumuşaktı. Yumuşak olan bendim. Bedenimin bu yapısını çok seviyordum. Güneş gözüme doğunca istemsizce, rahat uykumdan uyandım. Burnuma bir kelebek kondu, pembe kanatlı bir kelebek. Ben üfleyince kaçtı. Sonra bir daha kondu. O sivri ayakları burnumu kaşındırıyordu. Üfledim tekrar uçsun diye ama tekrar kondu. Bu durum çok sinir bozucuydu. Kaşınan burnum hapşurmama neden oldu. Kelebek yeniden kondu. Onu incitmemek için ona dokunmuyordum. Kelebekler çok kolay incinir çünkü ama onun verdiği rahatsızlık dayanılmazdı. Bana işkence ediyordu. Ben ise o incinmesin diye karşı koymuyordum. Ne kadar iyiydim, fazla iyi. Lânet kelebek hala ayaklarını burnuma burnuma saplıyordu. Ve ben bu çok büyük bir sorunmuş gibi bundan nasıl kurtulacağımı düşünüyordum.

Sonra o geldi. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

­—Dişi kokusu alıyorum!! Dişi kokusu alıyorum!! Uzun zamandır böyle güzel kokan bir dişiye sahip olmamıştım. O bir insan!!! O benim olmalı. Onu istiyorum. Evet gerçekten istiyorum onu!

Ve bir anda üstüme atladı. . . . . . . . . . . . .

Yerde yüz üstü yatmıştım. O ise sırtıma çıkmış, kollarımı yakalamış, uluyordu. Kendimi o an çok zayıf his ettim. Gerçekten o an çok fena zevke gelmiştim. Sonra ona böyle kolay teslim olmanın çok yanlış olduğuna karar verdim. Ellerimle gizlice bir büyü yaptım ve avucumun içinden çıkan beyaz ışık patlamasa ile havaya fırlamasını sağlayarak kurtuldum.

Arkamı döndüğümde nihayet göz göze gelebildik. 2 metre boyunda, mavi renkli tüyleri olan bir kurtadamdı o. Demin sırtımdan nasıl atabildiğime şaşıyordum. Sonra gözlerini ovuşturduğunu fark ettim. Çok dalgınım. . . Sanırım gözünden vurmuştum onu ve o acıyla üstümden zıplamıştı. Şimdi salak salak çırpınıyordu. Gözlerini ovuyordu. Bir dakika, ağlıyor muydu o? O an ondan tiksinmiştim. Bu kâinatta kurtadamlardan erkek yaratık yoktu. Erkekler ağlamazdı. Bu 2 metre boyundaki herif ağlıyordu. Sinirlendim. Bu yaratık beni kızdırıyordu. Ondan nefret ettim. Yüzüne tükürmek istedim. Bedenine şişler batırmak istedim. Neden böyle garip isteklerim vardı? Gerçekten de bazen kendimi hiç anlayamıyordum. Ne de olsa tipik bir genç kızdım.

“Hey geri zekâlı! Neden ağlıyorsun?” didim. Öfkeli olduğumu belirtmeme gerek yok sanırım. “Çok acıyor! Gözlerimi mahvettin. O güzel bedenini bir daha göremeyeceğim.” dedi ve daha şiddetli ağlamaya başladı. Bunun üzerine oradan acele ile uzaklaştım. Gittiğimi görünce “Dur, nereye?” dedi endişe ile. “Senin gibilerle işim olmaz zavallı şey.” dedim. Onu tamamen ezmiştim. “Lütfen gitme” dedi yalvararak. Sonra ağlamaya başladı. O artık benim kölemdi. Ona her istediğimi yaptırabilirdim. Bütün bunların nedeni 16 yaşında genç bir kız olmamdı. Eğer sırtıma çıktığında güçlü bedeninden etkilenip teslim olsaydım şimdi ben onun kölesiydim. İşte bu yüzden kızlar erkeklerden üstün, seni zavallı ağlak yaratık! Nahahaha. . .

Nedense sonra ayağa kalktı. “Neden ağlıyorum ki ben? Issız bir ormandayız ve etraftaki en çekici erkek benim. Ayrıca senden kuvvetliyim. İstediğim zaman sana sahip olabilirim.” dedi kendine güvenen, sinir bozucu bir ses tonuyla. Gerçekten çok haklıydı. Endişemi belli etmedim ve “Hı!” diyerek burnumu havaya diktim. Bunları umursamıyormuş gibi gözükmeye çalışıyordum. Ona sırtımı dönmüş yoluma devam ediyordum.

Daha sonra birden bire hazır cevaplığımın tuttuğunu fark ettim. Bazen gelirlerdi bana. Bu bir psikolojik bozukluktu ve 16 yaşındaki herkesin hiperaktivite bozukluğu, hazır cevaplık, kıskanma bozukluğu, borderline kişilik bozukluğu, saçma sapan depresif bozukluk ve intihar etme hastalığı gibi sorunları olurdu. Bende de işte hazır cevaplılık vardı. İnsanları uyuz etmeye ve canlarından bezdirici işkenceler yapmaya bayılırdım. Küçük bir kız çocuğu olduğum için de kimse beni dövmezdi. Hayat çok güzeldi ama bazenleri, birileri bana ukalâ olduğumu söylerdi; işte onları eshefle kınıyorum. Eshef, neredesin Eshef?

Sonra işte dedim ki “Orman ıssız demiştin ya?”
—Hı?(Kurt)
—İşte ormanlar ıssız olmaz ki.(Ben)
—Eee?(Kurt)
—Yani işte göt oldun! Ohh canıma da deysin.(Ben)
—Hahaha(Kurt)
Diye güldü. Onu güldürüyordum. Neden sinirlenmemişti ki. Sonra ona küfrettim. Ne gülüyorsun gerizekâlı aptal salak mal dedim. Ama o hep güldü. Kötü kurt işte ne olacak. Ondan sonra da ben “Senin gibi bir serseriyle evlenecek değilim” dedim. “Siz kurtlar hep koyunlarımızı çalıyorsunuz” da dedim. Hemen kulaklarını ve burnunu dikti. “Hangi koyunları!” dedi. “Kurtlar.” dedim. “Evet.” dedi ama fakat bu bir soru cümlesi olan evetti. Zaten evet tek başına bir cümledir. Benim gibi güzel kızların çok konuşmasına gerek yoktur. Sesimizi yumuşatsak ve şirinlik yapsak yeter zaten.

“Nerede koyun var, çabuk söyle” dedi. Ona hoşt bizim koyunlardan uzak dur dedim ve vejataryan olmasını tembihledim çünkü canlıları yemek günahtı. O da “Siz de yiyorsunuz, babanızın hayrına mı besliyorsunuz koyunları?” dedi. “Bir kere biz koyun yemeyiz, biz veganız vegan; benim amcam da çoban!” dedim. O da durdu. Babasına ne olmuştu? Neden buradaydı? Babası neredeydi?

Sonra birden üstüme atladı. Çok sinilendim.
—Yiiaaa!(Ben)
—Ha ha ha, şimdi siktim seni!(Kurt)
—Bana tecavüz edemezsin, ben daha çok gencim! Psikolojim falan bozulur.(Ben)
—Tam sikilecek yaştasın!
Birer birer geçirdim tekmeleri suratına. Ayağımda kırmızı pabuçlarım vardı. Çok rahat, yumuşak ve büyük ayakkabılardı bunlar. Ayakkabılarım yırtılsın istemiyordum ama onu tekmelemek zorundaydım. Daha sonra yoruldum. O ise benden dayak yemekten büyük zevk alıyor gibi görünüyordu. Kurtadamlar böyledir işte, ne kadar döversen döv adam olmazlar ve bir türlü de ölmezler. Benim tekmelerime gelince, onlar onun için yalnızca birer zevk aracıydı. Muhtemelen canını bile acıtamıyordum. Hem de burnuna burnuna vurmama rağmen. Yorulunca sıkıldım. Bir an durdum. O hemen bu fırsattan yararlanmak istedi. Ve çiftli bir tekmeyle işini bitirdim. Yerden kalktı. Hemen kapandım. Bacaklarımı açmaya uğraşıyordu. Hoş bir fanteziydi aslında ama sonra bacaklarımı açtığında başıma neler geleceğini fark ettim ve bacaklarımı actırmadım. O da işte elini kolunu araya falan soktu. Yeni bir taktik denemeye karar verdim.

Aniden durdum. O da hemen kilotumu indirdi. Dokundu falan. İrkildim ve heyacanlandım ama belli etmemeliydim. Yana dönüp yattım. O buna bir anlam veremedi. Tekrar bacaklarımı ayırmaya çalıştı. “Ya hayır, ya hayır, hayır yaa!” diye bağırdım. Durdu. “Ne oluyor” diye sordu.“Psikolojim bozuldu” dedim. O da devam etti. Ben de karşı koymayı sürdürdüm. “Çırpınıyorsun ama götün tamamen açıkta..” dedi. Biliyor musunuz, doğru söylüyordu. Hemen bir balık gibi kıvranmaya başladım. Kalçalarımı yakaladı. Beni tutuyordu. Kendimi hiç olmadığı kadar sıktım. “Eğer bunu yaparsan, hayatım boyunca senden nefret ederim” dedim. O aldırış etmedi. “Eğer bunu yaparsan ölene dek senden nefret ederim” dedim. Durdu. Sonra deliği ittirmeye başladı. O kocaman şeyi oraya sokamazdı, izin vermezdim. “SANA NE DEDİM!” diye bağırdım. Korkup geri kaçtı. Kulakları ağrımış olmalıydı. “Lightning bolt!” diye bağırdım. Bu şekilde bağırmam daha iyi motive olmamı sağlıyordu. Elimden fırlayan elektrik parmaklarımı yakarak onu çarptı. O hemen yere düştü. “Bir daha asla benimle konuşma” dedim.

Kırgın ve üzgün görünüyordu. “Özür dilerim” dedi. Kafasına bir taş attım. O ise beni çok bunalttığını ve rahatsız ettiğini düşünmüş olacak ki “Ben avlanmaya gidiyorum. Kendine dikkat et. Yunaris’de her an her şey olabilir ve tüm yaratıklar sürü halinde yaşar.” dedi ve gitti. Aklı sıra gönlümü almaya çalışıyordu. Ama onun yokluğu varlığından daha kötüydü. Yalnızlık sıkıcıydı ve korkuyordum. Sanırım kendini özletmek için gitmişti. Hemen korka korka kıyafetlerimi giydim. Bu gün bir kez daha tecavüze uğramak istemiyordum.

O avlanmaya gitmişti, peki ben ne yiyecektim? İlerde, tepenin tepesinde ağaçlar gözüküyordu. Onların meyve ağacı olabileceğini umarak yokuşu çıkmaya başladım. Sağ tarafım uçurumdu. Şimdi ufak bir sarsıntı olsa yokuşun başladığı yere kadar yuvarlanırdım. Yokuş kilometrelerce geride başlıyordu. Korktum ve ileri doğru eğilerek yürümeye başladım. Bir sarsıntı olursa geriye değil ileriye düşmeliydim ki bir yerlere tutunabileyim. Sarmal olan yokuştan çıkıyordum yani sürekli sol tarafa doğru dönerek. Ve işte sürekli tepenin etrafında dönmem gerekiyordu. Sürekli dönmekten başım ağrımıştı. Dünya'da bu yapının tam tersini madenler için yaparlardı. Peki burada sürekli dolana dolana en sonunda en tepeye giden bir yol ne için olabilirdi? Umarım düştüğümde ileri doğru düşer de o upuzun otlardan tutunabilirdim. Ve hatta umarım her şey yolunda giderdi ve hiç düşmezdim.

Tepeden bir ses geldiğini duydum. Toprak sesi; Toprak kayması? Sanırım sarsıntı olacağı içime doğmuştu. Ve hazırlıklıydım; düştüm, ileriye doğru. Çenemi toprağa vurduğumda acıdı. Ağzımın içi kanıyordu. Otlara sıkıca tutundum. Sarsıntı öyle bir anlık değildi. Bir şeyler hareket ediyordu. Otlar koptu ve aşağı kaymaya başladım. Bir kaç metre kaydıktan sonra tırnaklarımı toprağa geçirebildim. Parmaklarımın bazıları kanıyordu. Tırnaklarımın da bazıları kırılmıştı. Ayrıca kurda yıldırım yağdırırken yanan parmaklarım da vardı. Bayağı mutsuzdum yani. Kötü bir gün geçiriyordum galiba.

Tepede ne olduğunu çok merak ediyordum. Canlı bir şeyler vardı orada ve belki de o ağaçlar meyve ağacıydı. Pes etmedim. Biraz tedirginlikle yürümeye devam ettim. Tepede ne olduğunu bile bilmiyordum ama yine de gidiyordum işte. Sanırım ben biraz salaktım. Belâmı mı arıyordum? Ayağım tutunurken tırnağımla eşelediğim toprakta kaydı ve çenemi bir daha yere vurdum. Çenem çok mu büyüktü acaba?

Tepeye yaklaştıkça orada büyük bir yaratığın olduğunu düşünmeye başladım. Her ne varsa ruhu çok büyük ve güçlü olmalıydı. Sanki uğultular duyuyordum. Rüzgâr esiyordu. Hayır rüzgârın uğultusu değildi. Rüzgârın şiddetlenmesi de ilginçti. Bu gün güneşli, bulutlu, rüzgârsız bir gündü. Gökyüzüne baktım. Uğultunun kaynağını gördüm. Yukarıda uğursuz ruhlar geziniyordu. Uğultu onların sesiydi. Güneş’in önü bulutlarla kapanmıştı. Sonra sağanak başladı.

Bu arada ben tepeye varmıştım. Orası düzdü. Tepede sadece on altı tane filan ağaç vardı. Sandığımdan daha ufaktı bu tepenin tepesi. Hiç güvenli değildi. Yüksekten korkuyordum. Her an aşağı yuvarlanabilirdim. Uğursuz ruhlar çok kalabalıktı. Onlardan korkuyordum. Neredeyse felç olmuştum. Bir şeyler beni felç etmeye çalışıyordu. Bu bir büyüydü. Ruhların sayısı otuza yakındı ve sanırım boku yemiştim.

Bir anda ağaçların arasından kocaman bir şey fırladı. Çok hızlıydı. Korkup çamura oturdum. Bu gün ilk defa kıçımın üstüne düşmüştüm. Arkamda uçurum olduğunu hatırladım. Tam 1 metre gerimdeydi uçurum. Çok fazla korkmuştum. Biraz daha korksam altıma yapabilirdim.

“Ulan ben size buraya bir daha gelirseniz sizi paralarım demedim mi?!!!” dedi demin ağaçların arasından fırlamış olan kocaman şey. Gökyüzünde asilce uçuyordu.

“Buraya gelin lan ibneler!! Ulan onun bunun ruhları, bir yakalayayım topunuzu sikcemm!!!”
Tamam belki de asil değildi. İlk gördüğümde çok asil gözükmüştü oysa. Ah şu önyargı. . . . .

Ruhlar bir anda kaybolmuştu. Yağmur da dindi. Güneş tekrar parladı. O kocaman asil yaratık yani ejderha, söylenmeye devam ediyordu “Şu yeni yetmelere bak, yağmur yağdırıp ağaçları çürütecekler.”.

Sonra tekrar ağaçların arasına dalıp kayboldu. Onun nasıl ufacık ağaçların arasında kaybolduğunu merak ediyordum. Oraya gittiğimde toprakta ancak benim geçebileceğim kadar bir çukur gördüm. Çukurun etrafında bitki yoktu. Her şey çok garipti. Şimdi ağaçlarla baş başa kalmıştım. Onları saymak istedim ama vazgeçip armut ağacına saldırmak daha iyi bir fikirdi.

Karnım doyunca otların üzerine yayılıp uyudum.

Armut
Gözlerimi yavaşça açtım. Uykumu almıştım. Rüya görmemiştim. Çok rahat ve mutluydum. Sonra bir şey öğlen güneşinin önünü kapattı. Çok büyük bir gölgedeydim. Bu o ilginç ejderhanın gölgesiydi. İki ayağı üzerinde durmuş bana bakıyordu. Sonra dudaklarını yaladı. Bu hareketinden dolayı beni yiyeceğini düşünüp korktum. Geriye doğru hızla süründüm. Başım arkamdaki ağaca çarptı. Çok çaresizdim. Yine çaresizdim. Ben konuşmadan o başladı konuşmaya.

“Bak hele, benden izinsiz bahçeme girip armut ağacını mahvetmişsin. Peki armutların karşılığında bana ne vereceksin küçük kız?”

Ona verebileceğim hiç bir şey yoktu. Ondan kaçamazdım da. Tek yapabileceğim yalvarmaktı. Her şeye rağmen onun o ufacık ağacındaki boncuk kadar armutları yemem, beni öldürmesi için yeterli sebep değildi ama ben bir böcektim. Onun eğlenmek için kanatlarını koparabileceği bir böcek. Ben telaş içinde kötümser düşüncelerle boğuşurken o hâlâ en başından beri olduğu gibi gözleri ile gülümsüyordu. Tekrar konuşmaya başladı.

“Anlıyorum, bana verebilecek bir şeyin yok. O halde soyun.”

Neden soyun dediğini hiç anlamamıştım. Ben onun için çok ufaktım. Ne yapacaktı ki? Yoksa kıyafetlerimi mi istiyordu? Başımı eğmiş bunları düşünürken bir şey kafamı yakaladı. Kuru ve nemli toprak gibiydi ama et gibi yumuşaktı. Bunun onun dudakları olduğunu fark etmem biraz uzun sürdü. Beni kafamdan yakalamıştı. Bedenimi havaya kaldırdı. Bedenimin ağırlığı boynumun ağrımasına neden olmaya başladı. Sonra saçımı yalamaya başladı. Saçım mahvolmuştu. Tiksindim. Dev bir ejderha saçıma tükürüğünü bulaştırıyordu. Ayrıca ağzı bataklık gibi kokuyordu. Beni yere bıraktı. Artık ağzı boş olduğundan az önce yaptıklarını açıklayabilirdi.

“Tadın çok güzel. Seni yalamak istiyorum. Bütün bedenini. Kıyafetlerini çıkarırsan onlar kirlenmez.” dedi dev ejderha. O dev ağzını ve dev dilini hayal ederek irkildim. Bu çok tiksinç olacaktı. Beni buna zorluyordu. Karşı koyamazdım. Onun armutlarını yemeseydim belki bunlar başıma gelmezdi. Ya da en azından armutları yiyip de öyle ortalıkta uyumamalıydım.

Onu bu isteğinden nasıl vazgeçirebileceğimi kara kara düşünmeye başladım. O buna fırsat vermeyerek “Soyun!!” diye bağırdı. Bu kesinlikle bir emirdi. Ağzından çıkan rüzgâr yere düşmeme sebep oldu. Korkup hemen soyunmaya başladım. O ise yere yatmış dikkatle beni izliyordu. Ağzından giderek daha fazla tükürük akıyordu. Her şey giderek daha da tiksinçleşiyordu. Aman Allah'ım, bu bir felâketti.

Anadan doğma olduğumda kafasını yere yan yatırdı ve “Hadi gel ve ağzıma gir.” dedi sakinleştirici bir tonlama ile. Korkarak ona yavaşça yaklaşıyordum. Buna karşı koyamıyordum. Biraz düşününce korksam da bunu istediğimi fark ettim. Yanından geçerken dişlerine baktım. İçimde giderek artan bir heyecan vardı. Kalp atışlarımı duyabiliyordum. Buna rağmen bedenim daha çok oksijene ihtiyaç duyuyordu. Üşüyordum ter içinde olmama rağmen. Bende bir gariplik vardı.

Kendime geldim ve yeniden o iğrenç ağız kokusunu almaya başladım. Dile baktım. Boyu benden bile büyüktü. Ejderha ayakta iken daha küçük olduğunu düşünmüştüm. Onun boyu anlayamayacağım kadar uzundu. Sonra ağız usulca kapandı. Karanlık bir mağaradaydım. Ayağım toprağa basıyordu. Bileklerim dudaklarının arasında sıkışmıştı. Dil sol koluma değiyordu. Bataklık kokusu arttı. Artık dışarıdan temiz hava gelmiyordu. Dil hareket edip gövdemi devirdi. Şimdi onun yanağına oturuyordum ve ayaklarım toprağa basmıyordu. Dışarısı ile tüm bağım kopmuştu ama rahattım, heyecanlıydım, bunu istiyordum. Sonra dil ile güreştik. O beni yendi. Bu şey gıdıklıyordu. Yumuşak ve güçlüydü.

Birdenbire yerin yeri değişti. Ağzın içinde yuvarlandım. O artık kibar değildi. Dil vahşice saldırdı. Ağzın içinde ters düz oldum ve hızla yer değiştirmeye başladım. Duvarlar sıkıştırıyordu. Dil vuruyordu. Tükürük içinde boğulmasam eğlendiğime karar verebilirdim. Sonra arkamdan hava ile dil beraberce ittiler ve başım dudakları aralayarak dışarı çıktı. Burası çok yüksekti.

“Nasılsın?” diye sordu bir ses. Sesi çok daha net duyuyordum çünkü tam arkamdan geliyordu. “Boğuluyorum burada, biraz sakin olamaz mısın?!” diyerek kızdım ona. “Sanırım halinden memnunsun, o halde daha uzun süre oynayacağız.” dedi ve konuşmama izin vermeyerek beni hüpletti. Sanırım zihnimi okuyordu.

Gerçek tanışma
“Sonunda o dev şey gitti. Bir ejderha bu kadar büyük olabilir mi?” dedi kurtadam. Sonra ben konuşmaya başladım. Anlatacak çok şey vardı “Bir an hiç bırakmayacak sandım. Üç saattir filan ağzındaydım. Çok yoruldum. Bir dakika sen beni izliyordun ve kurtarmaya yeltenmedin!”.

Umursamaz, rahat tavırlarıyla cevap verdi “Ne bekliyordun ki? Ben ufacık bir kurtadamım. O ise desdev bir ejderha.”. Hayatını benim için riske atmaması sinirden çıldırmama neden olmuştu. Lafı daha bitmemişti, “Üstelik seni tanımıyorum bile.” diye ekledi. “Ama bana tecavüz etmeye kalkışmıştın! Ve şimdi de hiçkimse mi oldum yani!” dedim hiddetle. Yüzüne tokadı çaktığım gibi, devirdim onu yere. Bu tokat büyülü bir tokattı. Ve içgüdüsel olarak büyü yapmıştım. “Ne var, seni tanıyor muyum sanki” dedi. Sonra anında ayağa kalktı.

Gerçekten tanışmalıydık.
—Benim adım Missy, büyücü.(Ben)
—Bende Buz Kurdu, kurtadam. Peki Missy, ailen yok mu? Neden ormanda yalnızsın?(BuzKurdu)
—Hey! Peki ama BuzKurdu gerçek ismin mi? Ne saçma bir isim bu böyle? Benimle dalga mı geçiyorsun!(Ben)
—Sorular sorma. Ben mavi renkli bir kurtadamım. Sen daha önce hiç mavi renkli kurtadam gördün mü?(BuzKurdu)
—Anlıyorum, gökyüzünden buraya düştün ve hiçbir şey hatırlamıyorsun, ayrıca da yorgunsun.(Ben)
Evet anlamında başını salladı. Telepati yoluyla zihnine girdiğimi biliyordu.
—Babam ben küçükken öldü. Annemin önemli bir işi çıktı. Ben de sıkılıp ormana geldim. Aslında annemin benden gizlediği işini öğrenmeye çalışıyorum. Neden sürekli ortadan kaybolduğunu öğrenmeliyim.(Ben)
—Bence boş ver bunu. Belki senin bilmemen daha iyidir.(BuzKurdu)
—Onun ne olduğunu öğrendiğimde neyin iyi olduğunu göreceğim.(Ben)
—Biliyor musun, seni çıplak görmeye alıştım.(BuzKurdu)

Hâlâ çıplak olduğumu tamamen unutmuştum. Utandım. O esnada yanıma gelip mememi emmeye başlamış. “Yapma!” diye bağırdım. “Neden? Ejderha zaten her yerini yaladı.” dedi. Haklıydı. Kafasını tuttum. İki metre boyuna rağmen bir bebek gibiydi. Birden durdu. Bir tehlike mi vardı? Bu azgın kurt benimle sevişirken asla durmazdı. Sonra çalıların arkasına gitti. Ağzında bir bambiyle geri geldi. Bambiyi önüme attı. “Bu ne?” dedim. “Yemeğin.” dedi “Herhalde ormana gidip de sana yemek getirmeyeceğimi düşünmedin?”. Sinirlendim “Ben veganım! Hem bu bir bambi!” dedim. “O sadece bir ceylan yavrusu.” dedi. Bağırdım “Gücün ancak buna mı yetti! Utanmıyor musun bir bebeği annesinden ayırmaya!”. “Merak etme, annesini de ben yedim” dedi “Madem ayrılmalarını istemiyorsun, yavrusunu da ben yiyeyim”.

Sinirle arkamı dönüp uzaklaştım. “Neyin var?” dedi. Bana dokunmayı denedi. Ani bir hareketle dönerek onu savurdum. Bana dokunmasına müsade etmiyordum. “Özür dilerim” dedi. Ağlıyordu. Yine ağlıyordu. Kafasını tutup başını okşadım. Ben de ağlıyordum. Sonra ses kesildi. Göz göze geldik. Zevkten dört köşe olmuş bir şekilde gülümsüyordu. Bu bakışı biliyordum. Bu bana tecavüz etmeye çalışırken kullandığı bakıştı. Hemen onu ittim ve koştum. Bir anda arkama ışınlandı ve beni yere düşürüp boynumu yalamaya başladı. İrkilmiş ve tiksinmiştim; dahası gıdıklanıyordum. Kafasını tuttum. Şaşkındı. “Arada sırada nefes almama izin ver, tamam mı?” dedim. Ve burnumu, yüzümü falan yalamaya başladı. Gülüyordum. Çok mutluydum. Kurt salyası ve ejderha salyası birbirine karışıyordu vücudumda. Yunaris'in en pasaklı kızı bendim galiba. Daha sonra bir şey oldu. Öpüştük. Ve birkaç saniye sonra kendimi kurtadamın dilini emerken buldum. Ne yapıyordum ben? Sonra o geri çekildi. Yüzünde mutlu ve donuk bir ifade vardı. İşte bu diyordu sanırım; işte bu, mutluluğun tanımı! Sonra o sümüklü ve ıslak burnunu göğsüme sürterek aşağıya doğru süzüldü. Zamanı gelmiş miydi? Cinsel organımda bir ıslaklık ve nem hissettim. “Yukarıyla oynamalısın” dedim; hani şu bızır, klitoris falan denen organla. Öyle de yaptı. Kuvvetine bereket, öyle büyük bir dili vardı ki pubis, klit, dudaklar falan; ne varsa ıslanıyordu. Çok fena ısınmıştım. Suyum gelmiş olmalıydı. Akıyordu, akıyordu! Daha sonra dil yavaş yavaş içeri kaydı. Ayaklarımı ve ellerimi havada durmak için kullandım. Dişleri makatıma, diğer yerlerime çok yakındı. Sadece dil bana temas ediyordu. Yüzümde acı ve ciddi bir ifade vardı. Bir günde ne kadar da iğrenç ve pis bir kız olup çıkmıştım. Sanırım cinsellik böyle bir şeydi ve ben artık alışmıştım. Acımı haykırdım. Dişler kapandı ve etime baskı uyguladı. Ağız çok sıcaktı ve nefes alış verişleri beni gıdıklıyordu. O kalın ve geniş dil oraya daha fazla girmezdi. Zorlama dedim. Ama zorladıkça hâlâ giriyordu işte. Ciddi ciddi kasılmaya başladım. Aşağı-yukarı, ileri-geri; elimde olmayan refleksif hareketler. Boşalıyor muydum? Bacaklarım titriyordu ama sanırım yorgunluktan. Sikişirken bile çok düşünüyordum. Sik demişken. Ben iyice bağırmaya ve ağlamaya başlayınca geri kaçtı ve bu sefer onunla geldi. Sik sanırım daha ince ve fakat daha uzundu. Az önce mefta olmuş organıma, o ilk değdiğinde acı çekip dudağımı ısırdım. Kesin morarmıştı ve ağrıyordu. “Artık öyle durmana gerek yok” dedi. Elimden tutup beni kaldıracaktı. Fakat o şey aniden çok derine girdi. Kalınlığı da sorundu. Ben hemen kendimi geri attım. Kurtulmuştum. “Ne yapıyorsun be!” diye bağırdım. Gülümsüyordu. “Köpek gibi dur” dedi. Bahsettiği pozisyonu biliyordum. Ve işte durdum. Böyle daha kolaydı çünkü aramızda çok boy farkı vardı ve o şey her pozisyonu sağlayacak kadar büyüktü. Sonrası işte çok güzeldi, iyiydi.

Ve işte ben bekâretimi böyle kaybettim.
İçime boşalmaktan geri durmadı. İkimizin bir çocuğu olamayacağını biliyordu. İçimdeki gittikçe artan doluluk hissine karşı koyamadım. Zaten boşalmıştım ama yine de bana bir şeyler oldu. Sonra bu “Birde arkadan yapalım.” dedi. “Hayır, kesinlikle olmaz!” dedim. Kıçımı yalamaya başladı. Aklı sıra beni havaya sokacaktı. Ve bu gerçekten çok işe yaradı. Bir serinlik, bir yumuşaklık ve kayganlık, bir güzel hisler falan hissediyordum. “Bak, sakın canımı acıtma.” dedim. “Tamam” dedi. Ve canım acıdı. Daha sonra acıdan da zevk alabileceğimi öğrendim. Daha önce hiç acıdan zevk almamıştım. Ne zaman canım acısa ortalığı birbirine katardım. Sanırım giderek olgunlaşıyordum. Evet, artık büyümüştüm; büyük bir kızdım. Ve kurtadamın işi bittiğinde ayağa fırladım. Hemen iki parmağımı onun götüne soktum. “Ahh, ne yapıyorsun?” dedi. “Sana canımı acıtma demiştim değil mi?” dedim. “Nevet.” dedi. Daha sonra üç parmak girdi. Acı içinde çırpınan kurt “Özür dilerim, lütfen yapma” dedi. “Ama seninki bundan daha kalındı” dedim ve araya serçe parmağımı da kattım. “Sen yaparken sorun yok ama biz sana yapınca yanlış öyle mi?” dedim “Bana bak lan, sikiniz var diye götünüz kalkmasın; kolumu sokarsam görürsün.”. Parmaklarımı çıkardığımda kurt rahatlamıştı. Ben ise pişman oldum çünkü elim bok içindeydi. Ama o yine de dersini iyi almıştı. Onun ki göttü de bizimki ammıydı? Götümü sikenin böyle de cezasını verirdim işte. Sonra kıyafetlerimizi giyindik ve yola çıktık.

Evet işte, hayat böyledir. Yersin, içersin, sıçarsın, sikişirsin. Tanrı ise kendi varlığını inkâr eder ve yarattığı bu aciz insanları sadece izlemekle yetinir. Sakın ha onun Kuran ve diğer mukaddes kitaplarda anlatıldığı gibi zalim, acımasız, despot birisi olduğunu düşünmeyin; o kitaplar yalnızca yalandı. Tanrıyı elbette tanımıyorum ama onun bizi kendi oyuncağı olarak yarattığını ve bizi izlemeyi sevdiğini biliyorum. Şu dünyada yaşamaya ve izlemeye değer öyle çok şey var ki… Minecraft oynamayan birisi tanrıyı anlayamaz. Zaten neden bizden namaz kılmamızı oruç tutmamızı falan istesin ki? İslam dini, peygamberin para toplayıp zengin olmak için uydurduğu bir dindir. Kuran’da en çok geçen kelime sanırım zekât kelimesidir ve Kuran en çok zekâttan bahseder. Yani İslam dini sadece para toplamak ve insanlara cennet fikrini pazarlamak üzerine kurulmuş bir dindir. Ölünce de ne olacağını bilmiyorum ama sanırım yok olacağız. Nasıl bir hiçken insan olduysak, bir insanken bir hiç olacağız öldüğümüzde. Tanrı dediğin şey, evreni ve evrimi yarattı. Evrim sayesinde her koşula uyum sağlıyor, hep hayatta kalıyoruz. Ve evren sürekli değişiyor. Zaten uzay demek değişim ve uyum sağlama demektir. Ve duygular, değerler; onları da tanrı yaratmıştır. Yani sikişirken hissettiğimiz hisler tamamen tanrının eseridir. Siz ise beni bunları yazıyorum diye eleştirmeyin; sadece okuyun ve eğlenin. Benim ne gücüm var ki bu dünyaya bir etkim olsun. Ben sadece sikişli hikâyeler yazan bir ameleyim. Ve inanın bana kimse de bu yazdıklarımı okuyup da benim gibi olmayacak. Olsalar bile ben kötü bir insan değilim, sadece farklı bir insanım ve hepsi bu.

İnsanlar çoğalır, nüfus artar, kıtlık oluşur, ve insanlar birbirlerini öldürür. Dünya ise hep daha fazla kirlenir çünkü insanlar özünde bencil ve kötü ve hastadır. İnsan asla tatmin veya mutlu olmaz. İnsan doğruyu ve yanlışı bilse de hep doğruyu ve yanlışı kendi çıkarları için değiştirir ve yanlış şeyler yapıp “ben doğru yaptım” derler.

İnsan doğduğuna pişmandır ama yaşlanınca kendisine baksınlar diye yeni insanlar doğurur. Bu insanlar da yaşlanınca kendileriyle ilgilensinler diye çocuk yapar ve nüfus bu şekilde artar. Herkes doğduğuna pişmandır ama herkes çocuk yapmak ister. Kısacası kendi çocuklarımıza bile kötülük yapıyoruz, onları dünyaya getirerek.

Doğanın doğal hâli hareketsizlik ve ölümdür ama tanrı ona dokunduğundan beri, o her ne kadar yaşamaktan ve değişmekten bıksa da bunu zorunlu olarak sürdürmektedir. Biz ölemiyoruz çünkü ölmekten korkuyoruz. Çocuk yapıyoruz çünkü yaşlılıktan korkuyoruz. Canımız sıkılıyor çünkü yaşamaktan bıktık ve “artık ne yapsak” diye kara kara düşünüyoruz. Biz aslında hiç var olmamalıydık. Tanrı ise, o hem yoktur çünkü var olması imkânsızdır, hem de vardır çünkü o var olmadan bizim var olmamız da imkânsızdır. O halde o aynı anda hem var hem de yoktur yani eskiden vardı ama şu anda yoktur. Yarın ise “dün vardı ama bu gün yoktur” diyeceğiz. Çünkü o bir şeyler yapıyor ama biz onun bir şeyler yaptığını fark edemiyoruz çünkü o durduğu yerden her şeyi görüyor ama biz neredeye hiçbir şey göremiyoruz. Tanrı evrenin başka bir boyutundadır ve o oradan bizi etkileyebilir ama biz buradan onu etkileyemeyiz. Yani biz ona sesimizi duyuramaz veya onu sinirlendiremeyiz. Ancak o bize her şeyi yapabilir ve duymak istemediğini duymaz, görmek istemediğini görmez. Tanrı ayrıca yalancıdır çünkü kimse onu cezalandıramaz ve o halde onun yalan söylememek için bir nedeni yoktur. Zaten o yalan söylediği için biz onun var olup olmadığını bilemiyoruz.

Missy ile BuzKurdu ormanda geziniyordu. Gece oldu.
—Hey çocuklar, bakın onu sonunda bulduk.
—Bakın bakın, yanında başka bir kurt var.
—Hepsini kendi mi yiyecek, ne açgözlü.
—Hadi onu götürelim.

Missy’nin üzerine bir el çöktü. Kız bağırmak istedi ama onu kıskıvrak yakalayıp ağzını kapattılar. Kurtadamları bir baş ağrısı kapladı ve birkaçı yere düştü ve bu elbette Missy’nin mârifetiydi. Missy kendisini tutan koldan kurtulmak için ileri atıldı ama beceremedi. “İmdat” diye bağırdı. BuzKurdu uyandı. Kurtadam Missy’nin kolunu sıkıştırarak tırnaklarını sapladı. Missy bağırdı ve ağlamaya başladı. Diğer kurtlarda geldiler ve birisi onun boynunu dişlerinin arasına kıstırdı. Yerde tozu dumana katan bir savaş dönüyordu. BuzKurdu bir kurda büyük bir buz küresi attı. Hayvan sersemleyip yere düştü. “Ne istiyorsun kurt!” diye bağırdı Missy’yi dişlerinin arasına kıstıran kurt. “Avını bizimle paylaş. Sürüye katıl. Beraber ejderhalar avlayalım!” diye devam etti konuşmaya. BuzKurdu “Bırakın onu, o benim arkadaşım” dedi. “Bu yalana ben değil, cüceler bile inanmaz” dedi kurt.

BuzKurdu gücünü topladı ve kafasının üstünde biriken ışın soluk mavi bir çift boynuza dönüştü. O boynuzlardan bir buz ışını çıktı ve Missy’nin üstündeki kurtun bir bölümünü dondurdu. Hayvan hemen kaçmaya çalıştı ama kanı donmuştu ve pek hareket edemedi. Missy boynunu kurtardı. Kurtlar kaçtılar. “Bunu sana ödeticez büyücü!” diyerek ve küfrederek kaçtılar. Kurtlar büyüyü ve anlayamadıkları şeyleri hiç sevmezlerdi. BuzKurdu o kurtlardan değildi. O bir uzaylıydı ve boynuzları, buz ışınları vardı. Bir an kendisini dışlanmış hissetti. Bu gezegenin kurtları ona inanmıyor ve ona güvenmiyorlardı. “Güzel boynuzlar” dedi Missy; boynu kanıyordu. Özür diledi BuzKurdu. “Olsun” dedi, “onlarla beraber oturup beni de yiyebilirdin”. “Seni yemek aslında fena bir fikir değil” dedi BuzKurdu ve bu bir tür iltifattı. “Alpha gelecek”. BuzKurdu sesin geldiği yere baktı. Donmuş olan kurt konuşuyordu. “Alpha gelecek ve senin götünü sikecek” dedi yarısı buz tutmuş kurt. “Siktirtme şimdi Alfanı” dedi BuzKurdu. Dedi “yoo, biz ormanın bilge kurtlarıyız ama Alpha bir cehennem zebanisinden farksızdır. Sen kendini ne sandın. Senden büyük ejderler var.” kurtcuk.

BuzKurdu “Onu öldürmek zorundayım” dedi. “Ya bırak Allah’ından bulsun” dedi kız. “Ben Allah’a inanmam” dedi kurt. “Ben de..” dedi kız. “Eeee?” dedi BuzKurdu. “Ya bırak işte” dedi kız. “Yarın falan seni sikmeye kalkışırsa karışmam” dedi BuzKurdu. Yerde yatan kurt “Biz yemeğimizi sikmeyiz, bu nimete hakaret olur; putperest pezevenkler” dedi. Ve kurdu bırakıp gittiler, sonra da üst üste yatıp yarım kalan uykularına devam ettiler. Çünkü BuzKurdu kılıbık, am yalakası, am yalayıcı bir erkekti. Aslıda böyleleri adam bile sayılmaz ama bu benim kişisel yorumum tâbi.  Sikişe de bilirlerdi ama sonuçta ıssız bir ormanda gecenin bir vakti sikişmenin âlemi yoktu. Fakat bu kadar çok vukuattan sonra ormanın ıssız olduğuna inanmak zordu. Gördüğünüz gibi paragrafta hiç konu bütünlüğü yok. Böyle saçma bir paragrafı uğraşsan yazamazsın bee…

Ertesi sabah uyandıklarında ılık bahar havası karşıladı onları. Hava bulutluydu. Hayalet ruhlar, ejderha, kurtadamlar; evet evet, bu orman gerçekten tehlikeliydi. Falanda filan
Aslında devamını hiç yazmaya gerek yok. İşte her gün sikiştiler, savaştılar, dövüştüler, hiç ölmediler, hep mutlu oldular ve âşıklardı falan. Ne bok yemeye yazıyorum ki bunları? Kitabın devamında ne olacak sanıyorsunuz? Kızın annesi ve babasıyla savaşacaklar, bazı yaratıklar kıza tecavüz edecek, kız aslında ailesinin onu umursamadığını öğrenecek falan. Bunları neden yazıyorum? Ne geçecek elime bu kitabı yazınca? Para mı kazanacağım? Sevgili mi bulacağım? Birileri gelip benimle sevişmek ve en yakın arkadaşım olmak için bana yalvaracak mı? Ben bu boktan hayatı yaşarken birbirine âşık ve muhteşem bir hayat süren iki serserinin yaşadığı birkaç şeyi yazıyorum işte. Peki bunu neden yapıyorum? Bu çok açık; çünkü ben bir hiçim ve çok sıkıcı bir hayatım var ve vaktimin büyük bir bölümünü birilerinin bana âşık olduğunu ve bana sarıldığını hayâl ederek geçiriyorum.

Bir çift göz onları izliyordu ve onlar aşk sarhoşu olduklarından bundan tamamen habersizlerdi. Acaba onları izleyen kimdi veya neydi? Hadi merak edin bakalım. Zaten bir kitap eğer merak ettirmiyorsa ve okuruna bu merak yüzünden acı çektirmiyorsa fazla etkileyici olmaz. Çünkü eğer merak etmezseniz, hiçbir şeyi dikkatli ve düzgünce okumazsınız. Öyle boşvermiş ve cahilsiniz ki, bence bu insanlıktan hiçbir sik olmaz.

Daha sonra kurt ve Missy (hatırlarsanız büyücü, küçük orospu kızımızın adı Missy’ydi) kalkıp gittiler. Elbette yine sikişmişlerdi ama kitabımı 31 malzemesi yapmayın diye detayları anlatmayacağım. Uzakta bir öküz adam gördüler. Ondan uzaklaşmayı seçti BuzKurdu. Yabancıların yanına gitmek, bir faydaları olmadığı sürece iyi değildi. Çünkü faydası olmayanın muhtemelen zararı olurdu. Nehrin başka bir yerine gidip balık tuttular. Aslında balığı bizim kurt tuttu, zaten kızlar hiçbir haltı beceremez; her işleri için erkekleri kullanmak onların alışkanlığıdır. Taşlara oturup balığı yediler. Taşlar yaştı ve baş şeklindeydi.
Yemek yerlerken konuştular:
—Annem nerede acaba?(Missy)
—Bunu bana mı sordun?(BuzKurdu)
—Üff sen de çok gıcıksın. Gıcıklık yapıyorsun.(Missy)
—Bence senin psikolojik sorunların var.(BuzKurdu)
—Babasız büyüyen hangi kızın olmaz!(Missy)
—Haklısın, özür dilerim.(BuzKurdu)
—Bazen çok katlanılmaz oluyorum değil mi?(Missy)
—Evet…(BuzKurdu)
—Siktir git lan! Git başkasını sik.(Missy)
—Oldu. . .(BuzKurdu)
Biraz sessizce oturdular. Missy dudağını büzmüş yere bakıyordu. BuzKurdu mutsuz ve dalgın bir şekilde Missy’ye bakıyordu.
—Babanı bulacaz.(BuzKurdu)
—Salak o öldü!(Missy)
—O zaman anneni buluruz.(BuzKurdu)
—Babamın öldüğünü bile unutmuşsun, ne biçim sevgilisin sen! Bakalım benim adımı ne zaman unutacaksın.(Missy)
—Gerçekten seninle konuşmak insanı yoruyor.(BuzKurdu)
—İnsan olsaydın seninle insan gibi konuşurdum.(Missy)
—Irkçılık yapma.(BuzKurdu)
—Irkçılık yapmıyorum, insan olmayan insanlar da var.(Missy)
—Tamam sen tamamen her konuda haklısın.(BuzKurdu)
—Öyleyim değil mi?(Missy)
—Evet, sensin.(BuzKurdu)
—Bak bir de benimle dalga geçiyor öküz!(Missy)
Bir homurdanma sesi geldi. Arkalarını döndüklerinde kimse yoktu. Oysa BuzKurdu öfkeli bir boğanın sesini duymuş gibiydi. Kokladı ve boğa kokusu aldı. Etrafta kimseyi göremeyince ürktü ve “Hadi gidelim buradan” dedi.

Ancak o öyle olmadı. Tam kalkarlarken kafalarına taş yiyip bayıldılar.
—Hey! İnsanlığın hangi çağından beri insanları kafalarına taş atarak bayıltıyorsunuz!(BuzKurdu)
—…………
—Bak o kız daha ayılmamış, eğer o kıza bir şey olduysa…(BuzKurdu)
—Üff taşlar büyülüydü, sus.(İnek kadın)
—Ne yani büyülü olması yaptığınızın normal ve tehlikesiz bir davranış olduğu anlamına mı geliyor?(BuzKurdu)
—Elbette.(İnek kadın)

İki kişi ineklerin içinde kalmıştı. Onları bir ağaç gövdesine bağlamışlardı ve omuzlayıp götürüyorlardı. Kafalarına taş yiyip bayılan maceraperest gençler şimdi birer tutsaktı. Öküz onları izliyordu ve onların varlığını hemen arkadaşlarına bildirmişti. Daha sonra da kurtadamlardan nefret eden öküzler hemen onların etrafını sarıp onlara gizlice saldırmışlardı. Kısacası her şey çok açık. Takip edilen Missy ve BuzKurdu, yabancı oldukları için düşman kabul edilip etkisiz hâle getirilmişti.

—Evlerimizin yerini öğrenip arkadaşlarınla beraber çocuklarımızı mı kaçıracaksın, putperest dingil!(Öküz)
Kurtadamların bir özelliği vardı, aslında kurtadamların pek çok özelliği vardı ama Türkçede “bir özelliği vardı” şeklinde bir kalıp vardır. İşte bütün kurtadamlar putperest ve dingil ve de anarşistti çünkü kurtadamlar vahşi, yamyam, saldırgan, tecavüzcü ve şerefsiz hayvanlardı. Öte yandan öküzler barbar, faşist, baskıcı, gururlu varlıklardı. Dolayısıyla öküzler ile kurtlar pek anlaşamazdı; birde kurtlar bazen öküzleri yerlerdi. Dolayısıyla Missy ve BuzKurdu boka batmıştı. Öküzler onları omuzlarından indirip ağaca bağlamışlardı. BuzKurdu ağaca bağlanırken yarı baygındı ve yorgundu. Bir ağaç kütüğüne bağlayıp omuzda taşıma olayı da komikti hani.

Missy hâlâ baygındı. BuzKurdu ise yorgundu ve konuşmamaya karar verdi çünkü konuşmazsa onunla daha uzun süre oyalanırlardı çünkü sorguya çekilecekti ve bunu biliyordu. O esnada bir öküz adam Missy ile uğraşıyordu. Genç kızın memelerinin çok diri olduğunu fark etti. Oysa kızın memeleri daha yeni çıkıyordu yani daha yeni tomurcuklanmıştı, henüz dallanıp budaklanmamıştı. Zaten sığır dediğin hayvan ne anlar memeden.. İnek memesi göbekte olur, insan memesi göğüste. İşte bu durum Öküzün dikkatini çekmişti. Oturup ciddi ciddi düşündü. Açıp memelere baktı. Missy hâlâ baygındı tâbi. Daha sonra saçmaladığını fark eden öküzcük daha mantıklı bir şey yapmaya karar vererek, sikini Missy’nin ağzına dayadı. Öküzler elbette çırılçıplak geziyordu. Barbarların giyinmeye ihtiyacı yoktur. BuzKurdu ise garip bir şekilde pantolonluydu. Diğer kurtadamlar da çıplak gezerdi. Ejderha elbette çıplaktı. Yani bütün ormanlar alemi daltaşak geziyordu. Herkes taşaklarını sergiliyor, “Kiminki daha büyük?” bunu konuşuyorlardı.

Daha sonra Missy ağzını açıp esnedi. O esnada öküz fırsattan istifade edip(neden istifade gibi Türkçe olmayan ve modası geçmiş sözcükleri kullandığımı da hiç bilmiyorum) siki kızın ağzına kökledi. Kız gırtlağına aldığı darbeyle uyandı. Ağzında oldukça büyük bir sik olması, ağaca bağlı olması, sikin ucunun gırtlağına çarpması… Missy berbat hâldeydi. Hayatının en berbat ağnını(Türkçe okunduğu gibi yazılan bir dildir) yaşadığını düşünüyordu. Aslında bunu düşünmüyordu elbette, ağzında bir sikle uyandığında.

Sik gerçekten oldukça büyüktü ve Missy heyacanlanıp sulanmaya başlamıştı. Limonu sulandırmıştı Missy. Kızları da neden hep otlara benzetiyorsak? Yok kadınlar çiçektir. Yok işte kadınlara gül alıp vermeliyiz. Kadınlar çiçek gibi kokmalıdır çünkü biz abaza erkekler olmamıza rağmen am kokusunu çekici bulmuyoruz çünkü koskoca hayvanlar âleminde karşı cinsin kokusuna azmayan bir tek biziz çünkü bir biz akıllıyız. Falan filan. Toplumun amına koyayım. Hepiniz boksunuz.

Daha sonra Missy o sikin gırtlağına girmeye çalıştığını fark ederek panikledi. Ve biraz düşündükten sonra tek çarenin onu ısırmak olduğuna karar verdi. Siki ısırırken ağzı ve gırtlağı hareket ettiği için sik gırtlağa daha çok sürtündü ve deydi. Missy’nin canı acıdı ve gırtlağı gıdıklandı. O da acıyı hissedince daha güçlü ısırdı. Bağıran öküz geri kaçtı. Öküz geri kaçınca Missy’nin kafası öne doğru gitti. Böyle olunca Missy ağzını açtı ve sik serbest kalıp dışarı kaçtı. Missy öksürüp ağzındaki balgamları akıttı. Öküz sinirle ona bir tokat yapıştırdı. Missy yan yatan kafasına aldırmadan öksürmeye devam etti.
—Beni neden incittin?(Missy)
—Kötü olanlar cezalandırılmalı.(Öküz)
—Ama bu gırtlağımı tahriş etmeni gerektirmez.(Missy)
—Cezalandırılmalı!(Öküz)
—Beni sikerek de cezalandırabilirsin!(Missy)
BuzKurdu güldü. Orada ağacın gölgesinde oturmuş, bacak bacak üstüne atmış; her şeyi izliyordu. Ve Missy'nin o öküze kendini siktirmek için elinden gelen her şeyi yapacağını biliyordu. Missy öküzün yardımıyla ayağa kalktı. Omzunu çıkartıp ters döndü. BuzKurdu şaşkınca bağırdı; Missy’nin omzu yerinden çıkabiliyordu!
—Hadi gel.(Missy)
Öküz kibarca Missy’nin kıyafetini sıyırdı. Şortu bacaklarına inmiş olan Missy, çok mahvedici görünüyordu. Cinsel organını sürttü. Aniden yerine oturttu. Missy bağırdı. Çok heyacanlıydı. Bu şeyi alabilecek kadar esneyebilmek için tanrıya yalvarıyordu. Gördüğünüz gibi herkes ev almak veya ölmemek için dua etmez; çok çeşitli dualar mevcuttur çok çeşitli insanların mevcut olması gibi. Ve Missy ağladı. Hiç de öyle sandığı gibi; olabilecek bir şey değildi. Burada BuzKurdu’nun devreye girip âşkını kurtarması gerekiyordu ama sevgilisinin ilk başta azgın davranması onu sinirlendirmişti çünkü başlangıçta o yarağı çok beğenmiş ve onu istemişti, peki ya şimdi onu içine sığdıramadığı için sevgilisi tarafından kurtarılacak mıydı? Hayır, BuzKurdu o kadar iyi veya şefkâtli değildi.

Ağlayan Missy, o şey içine girdiğinde de ağlamayı sürdürdü. Öküz bir eliyle aletini, diğer eliyle düşmemek için Missy’yi tutuyordu. Missy ise zaten ağaca bağlıydı. Öküz ancak eliyle destekleyerek içeri girebildi. Missy acı çekse de “lütfen yapma” diyemiyordu çünkü neler hissedeceğini merak etmişti. Cinsel organ taa vajinanın dibine kadar gitti. Missy zevkten ve acıdan dolayı bayılmak üzereydi. Ter içinde kalmıştı ve ateşi çıkmıştı. Öküz Missy’nin omuzlarını tutup dibe sert darbeler salladı. Her darbede Missy irkilip yukarı hopladı. O şeyi içinden çıkarmayı çok istiyordu, çok rahatsız olmuştu ama öküz birkaç sefer dışarı ve içeri gitti. Tamamen çıkarıp tekrar sokarak kıza işkence etti. İyice pompaladı. Missy bağırmak istiyordu ama bunun yerine hırıltılı sesler çıkarıyordu. Kız nasıl nefes alacağını şaşırmış bir şekilde dehşetle boşluğa bakıyordu. İçerisi fazlasıyla dolu ve gergindi. Ve öküzcük tamamını sokmak isteyince, iç organları ezilen Missy çığlıklar attı. Sonra öküz onu götünden sikmek istedi ama bu konuda pek başarılı olamadı çünkü bir şeyler yerine oturmuyordu.

Sik tekrar Missy'nin ağzındaydı. İyice balgamlıyordu, deli gibi yalıyordu. Sonra çıkartıp tekrar götten girmeyi denedi. Missy yüzünü kastı, gözleri kapandı; inliyordu. Depderin bir nefes alarak içeri aldı. Acıdan tirtir titriyor ve ağlayacakmış gibi oluyordu. Artık iyice kasların yırtıldığını, bir bıçak gibi kesildiğini, acı ile duyumsuyordu Missy. Bağırışlar, ağlamalar; ve göt deliğine elveda de sürtük.

Missy artık ölüyormuşçasına bağırıp çığlık atıyordu. Birkaç dakika sonra nedense boşaldı; çünkü birisi götünüzü siktiğinde boşalmazsınız, bu saçma bir şeydir.

Off ne yazıyorum ben? Neden sikişli sokuşlu mal mal hikâyeler yazıyorum? 31 çekmekten sıkıldım. Artık kadınlar paradan başka bir şeyi önemsemediği için evlenme arzuma bile karşı koyabiliyorum. Ne yapacağız ki evlenip? Ben sadece sikişmek ve sevilmek istiyorum. Yo hayır, ben sikişmek bile istemiyorum lan; sikim folloş oldu zaten. Öyle ki bazen sikim ve taşaklarım durduk yere ağrıyor. Burada önemli olan şey aşk. Hani o sizin artık inanmadığınız, insanları keklemek için kullandığınız aşk. En son ne zaman birine âşık oldum? Hayır, bekle! En son ne zaman biri bana âşık oldu? Ne zaman birisi bana evlenme teklif etti?

Anlıyor musun?
Yalanlarla ve oyunlarla hayatı boşa harcıyoruz. Çalışmak istemiyoruz, iş yapmak istemiyoruz, onurlu veya kaliteli olmak gibi bir derdimiz yok. Tek derdimiz insanları kandırmak, onlarla alay etmek, onlara eziyet olmak, bütün kavgalardan dövüşlerden ve savaşlardan kaçmak; ve bol bol yalan söylemek. Biz insanlar işte böyleyiz. Biz birisine âşık olursak bunu söylemeyiz çünkü onun bize eziyet etmesinden korkarız ve biz birisini sikmek istersek ona âşıkmış gibi yapar, ardından tüm parasını elinden alıp onu terk ederiz. Biz insanlar asla âşık olduğmuz insanla evlenmeyiz. Hep bize faydası olan insanlarla evlenir, onlarla arkadaş olur ve bize katılmayan herkesi yalanlarımızla boğarız. İnsan demek çürüme demektir. İnsanlar her zaman yalan söyler ve işlerin yolunda gitmemesi için her şeyi yaparlar. İnsanlar daima hiçbir şey yapmadan para kazanmak ister. İnsanlar hep böyledir. Hiçbir insan “herkes benden gurur duysun ve ben, kalitenin ve adaletin sembolü olayım” demez. İnsanlar daima pisleşmeye, hayvanlaşmaya, kudurmaya çalışır.

Sonra işte öküzler BuzKurdu'na baktı. “Cezalandırılman gerek!” diye bağırdılar ve ağaca bağlı olan BuzKurdu'na doğru gittiler. BuzKurdu panikledi “Hey, ama ben erkeğim; duyuyor musunuz ha”. “Kötü olanı cezalandır” dedi öküz. “Lânetli olan cezalandırılmalı” dediler. BuzKurdu öküzlere doğru dönemidi; böyle bir şey yapmaya da niyeti yoktu zaten ama kolu kemikli olduğu için arkasını dönemezdi çünkü kolunu kırması gerekirdi böyle bir şeyi gerçekleştirebilmek için. Ve işte onu çözdüler. Missy'ye giren sikin aynısı ona el sallıyordu. Öküzler onu tuttuğu için BuzKurdu kımıldayamadı. Sikin götüne girmeye başlamasıyla ağlamaya ve bağırmaya başladı. Çığlıklar ve bağırışlar yükseldi. Acıyla kendinden geçen kurt, öküzlere girdi. Öküzleri biraz dövmüştü ki, dev bir öküz çıkageldi ve “Yeter!” diye bağırdı. Bu öküzlerin susması ve ortadan kaybolması için bir işaretti. Hemen hepsi kibarlaşıp dev öküzün birkaç metre arkasında sıra oldular. Missy o esnada hâlâ yarak emiyordu ve o öküz yüzüne şaklayan bir kırbaçla yere düşüp bayıldı. Missy boğazına kaçan dölleri öksürdü. Akciğerinden bir sürü döl çıkıyordu. Dev öküz sertçe öksürdü. Missy götü yemediği için sustu ve öksürmemeye çalışıyordu. Dayandı, dayandı ama boğazı kaşındığı için dayanamayıp öksürdü. Dev öküz burnundan buhar püskürttü. Diğer öküzler korkuyla inleyip yere kapandılar.

—Önce çocuklarımızı çaldınız! Sonra işi bizi yemeye kadar götürdünüz. Şimdi ne yapacaksınız? Köyümüzün yakınlarında niye geziyorsunuz?(Dev Öküz)
—Ben onlardan değilim.(BuzKurdu)
—Şimdi birde orospu büyücülerle birlik yapmışsınız..(Dev Öküz)
BuzKurdu etrafını dondurarak bağırdı:
—Ben onlardan değilim!(BuzKurdu)
—Evet, çünkü sen büyücü bir kurtsun!(Dev Öküz)

Öküzün arkasını dönmesiyle bütün öküzler deli gibi saldırdı. Eğer bunu yapmasalardı dev öküz onları kazığa oturturdu çünkü daha önce oturtmuştu ve öküzlerden ikisinin bağırsaklarında hâlâ kapanmamış delikler vardı.

O esnada Missy acılar içinde kıvranıyor ve öfkeden deliye dönüyordu. Eline bağlı olan ipleri elleriyle beraber yakmıştı ve bir ateş topu hazırdı. Ateş topu üç tane öküzü havalandırarak ilerledi ve çok büyük bir yangın çıkardı. “Bu sana birkaç kurtadamın işi gibi mi geldi?” dedi BuzKurdu. Ancak öküzün tek derdi onları öldürerek gücünü sürüsüne kanıtlamaktı; yoksa kim iyiymiş-kim kötüymüş, onun umrunda değildi.

Dev öküz ise kendini hazırlayıp yere bir yumruk vurdu ve saldırıya geçmiş olan öküzler kötü şekilde yere düştüler. Toprak kendinden geçmiş ve volkanik bir patlama olmuş gibi alevlenmiş bir şekilde bizimkilerin üstüne doğru gitmişti. Toz-duman dağıldığında BuzKurdu'nun, bir buz kütlesinin ardına saklandığını ve Missy'yi bu şekilde koruduğunu gördüler. Öküzler artık pes edip kaçtı. Liderleri ise kaçamazdı çünkü kaçarsa rezil olurdu ama kaçmalıydı çünkü kaçmazsa ölebilirdi. Sonra kaçmaya karar verdi ama BuzKurdu buzdan bir beyzbol sopasını onun kafasına geçirmişti bile.
—İnsan, lütfen bana acı.(Dev Öküz)
Missy geldi. “Olmaz” diyip öküzün suratına işemeye başladı. Öküz biraz sonra Missy'nin amına bir yumruk çakarak onu geriye fırlattı. BuzKurdu ise ucu sivri bir buz parçasını onun boğazına soktu. Kadın inekler bir anda ortaya çıkıp onları alkışladılar. “Bizi o zalimden kurtardınız, bundan sonra kral sizsiniz!” diyerek müjdeyi verdiler. İkramlar geldi. Çıplak inekler gururla amlarını sergiliyorlardı. Missy sinirlenmişti. Kabak pastası yediler. Çok lezzetli yiyecekler vardı. Daha sonra BuzKurdu inek amının tadına baktı. İneklerden süt emdi. Onlara sakso çektirdi. O amların bazılarına kolunu bile sokabiliyordu. İnekler çok büyüktü. Daha sonra Missy yemeklerin baştan çıkarıcılığına kanarak orada kalmak istedi. BuzKurdu onu bir kenara çekip söyledi “Mal! Sence onlar bir kurtadamı kendi kralları yaparlar mı? Ve sence eski kralın taraftarları bizi yine sikmez mi?”.

Âşıklar yine yola çıktı. Her şeye rağmen bu ilişki devam ediyordu. Çok yorgunlardı ve uyumaları gerekiyordu. Çok derin bir uyku çektiler çünkü çok incinmişlerdi. Fakat sabah olduğunda Missy yerinde yoktu. BuzKurdu onun kaçırıldığını hemen anlamıştı çünkü daha dün öküzlere kafa atmışlardı. Ve BuzKurdu öküzlerin köyüne doğru yola çıktı.

Bir buzağı:
—Ne istiyor efendimiz?
dedi.
—Karımı bulamıyorum.(BuzKurdu)
—Karınız o büyücü kız mı?
—Evet. .(BuzKurdu)
—Vayy, çok iyi bir parça. Ne yapıyorsunuz onunla?
Çocuk utanarak güldü. BuzKurdu bıkmıştı ve sinirlendi:
—Karımı kim kaçırdı çocuk!(BuzKurdu)
—Bilm, bilmi-yoruz efendim.
Kurt köye gitti. Kadının biri kızdı “Ne bağırıyon çocuğa, çocuk senin karını nereden bilsin?”. Kurt “Sen söyle o zaman” dedi. “Ben ne bilem” dedi inek. Kurt sinirlenip gürledi. İneğin kocası “Hop birader sakin ol, gel hele bi içeri” dedi. Biraz konuştular. Ödül avcıları kaçırmış olabilirdi Missy'yi. Öyle eşkiyalar işte. Bunları öğrendikten sonra gösterilen yöne doğru gitti kurt. Orada çok büyük bir kervan gördü. Bu kadar çok insanın içine dalamazdı. Bu kervan da neyin nesiydi? Nereden gelip nereye gidiyordu? Missy bu kervanda mıydı? Memelilere özgü üstün koku alma duyusunu kullandı ve her yerin ayak koktuğu vahşetiyle karşılaştı. Bu adamlar banyo yapmamışlardı ve bok gibi kokuyorlardı. Erkek insanların o pis kokusunu aldı. Karısını kurtarmaya gittiği için iyice beslenmiş ve hazırlanmıştı. Kendisini bir komando gibi hissediyordu. Kervanı izledi. Ve gece olup onlar uyuyunca harekete geçti.

Nöbetçiler ateşin etrafına oturmuş sohbet ediyorlardı. Bir nöbetçinin kafasına bir taş çarptı. Onun yanındaki hemen ayağa kalkıp kılıcına sarıldı. BuzKurdu onu tutup diğerlerinin üstüne fırlattı. Kılıçlı bir adam gelip ona saldırdı. O geri atlayıp kaçtı. Adam bağırdı “Uyanın, burada biri var!”. Herkes ayaklanmış, büyük bir gürültü kopmuştu. Birisi çadırından çıkıyordu ki kurt ona saldırdı. Başka birisi üstüne fırlayan bir adam sonucunda irkilip yere düştü. Bir başkasına bir kaya çarptı. Rakiplerini bir türlü bulamıyorlardı. Bir şey koşup, çadırların arasında gezinip onları mahvediyordu. Bir adam düşmanın kendisine doğru geldiğini gördü. Kılıcı elindeydi, hazırdı.. Ancak kurt onun üstünden atladı. Adam şok olmuştu. Ve bir çadırın üstüne çöken kurt, pençelerini kanla buluşturdu. Adamlar hızla yeniliyordu. Bir kısmısı geri kaçtı. Ormana çılgınca koşuyorlardı.

Knightly Keight!!
Bütün adamlar her şeyi bırakıp o adama baktılar. Gruptaki en taşaklı adam… Bu adamın boyu 3 metreydi. Bizim buz kurdu onun yanında ufacık kalmıştı boyu iki metre olduğundan ötürü. Adamın elindeki kılıç ise, hiç kılıca falan benzemiyordu. İşaret parmağıyla kılıca bir kez vurdu adam. Ve kılıç beyaz alevler saçarak devleşti. Kılıç bir ışın kılıcıydı. Adam kılıcı salladığı an her şey yıkıldı. BuzKurdu atlayarak kaçmıştı bundan. Adam ardından büyük bir hız ve serilikle kılıcı sallamaya devam etti. BuzKurdu kaçtı fakat en sonunda dev ışın kütlelerinden birisi ona isabet eder gibi olmuştu. Şarapnellerin vurduğu kurt çok yorgun ve hâlsiz düşmüştü. Yaşlı bir adam gelip Knightly'nin başına vurdu: “Bir baksana kamptan geriye ne kalmış?”. BuzKurdu onların meşgûl olmasından faydalanıp sol kolunu dondurdu ve ileriye doğru savurdu. Bir sürü ufak, sivri buz parçası savaşçının üzerine doğru yağdı. Fakat Knightly kılıcını yukarı doğru savurunca bütün buzlar havada eridi gitti. Kılıç aşağı inerken de yeri yararak BuzKurdu'na doğru bir ışık gönderdi. Kurt bundan kaçtı. Knightly'nin yanına gelmişti. Onca ışık yüzünden Knightly Keight onu görememişti. Ve BuzKurdu onun sağ kolunu dondurunca ormana doğru kaçmak zorunda kaldı. “Karım nerede, onu nereye götürdünüz!”

Yaşlı adam hemen parmağıyla gösterdi: “Şurada, şu tarafta evlat.”. BuzKurdu çadıra girdiğinde orada iki askerin Missy'yi siktiğini gördü.
—Hey Phil, sence de olaya müdahâle etmemiz gerekmez mi?
—Boş versene. Ya dışarı çıktığımızda ölürsek? En iyisi burada kalıp hayatımızın son anlarının tadına bakmak. Hem diğerleri onları hâlletmiştir bile.
—Veya kaçıp gitmişlerdir, değil mi gerizekâlı; bu kadar yeter, zaten götünü hep bana veriyorsun.
—Ama Shuto, sen de benden güçlü olduğunu kanıtlamalısın, yoksa neden amı sana bırakayım ki; sonuçta güçlü olan benim öyle değil mi?
—Güçlü olan hanginizdi? Şimdi mümkünse karımı alabilir miyim?(BuzKurdu)
Adamlar korkudan tirtir titrediler.
—Hey dostum, sen en iyisi onu terk etsene, baksana orospu olmuş o.
—Neden böyle bir şey yapayım? Hem onu terk edersem kimi sikeceğim?(BuzKurdu)
—Ama seni bırakıp herkesle sikişir bu. Gider senden zengin ve büyük sikli birine kaçar. Hem sana kız mı yok?
—Benim bana âşık olacak bir kız bulmam ne kadar zor biliyor musun sen? Hem beni terk ederse onu da yerim.(BuzKurdu)

Ve BuzKurdu adamları yedi. 21'inci bölümün sonu
SON

—Zaten bir tek Anarchist Knights'ın tecavüzüne uğramadığın kalmıştı. Cidden iyice orospu oldun sen, napçam ben senle?(BuzKurdu)
—Sanki sen çok namuslusun; beni bulduğuna şükret oğlum. Ben de seni o inekleri siktiğin için terk edebilirim mesela.(Missy)
—Sen beni terk edemezsin, ancak ben seni terk ederim!(BuzKurdu)
—Görürüz.(Missy)
—Hey neden bu ilişkiyi bitirmeye çalışıyoruz?(BuzKurdu)
—Önce sen başlattın. Hem yavşama hemen, çek ağzını; çeksene lan ağzını. Memelerimi yala!(Missy)
—Daha az önce ağzımı çekmemi istiyordun.(BuzKurdu)
—Yalan söyledim.(Missy)
—Neden yalan söyledin? Yalan söylemek çok kötü ve şerefsizce bir şeydir, bilmiyor musun?(BuzKurdu)
—Mal! Bir kadın ne diyorsa tersini anlamalısın. Biz kadınlar çok karmaşığız.(Missy)
—Bence sadece çok yalancısınız.(BuzKurdu)
—Sen kaba bir erkeksin, kadınlara nasıl davranman gerektiğini bilmiyorsun.(Missy)
—Bence kadınlar hiçbir şeyi bilmiyor.(BuzKurdu)
—Eğer kadınlara bu şekilde davranmaya devam edersen ömür boyu abaza kalırsın.(Missy)
—Sen de eğer böyle mal olmaya devam edersen ömrün boyunca zengin erkeklerin sikip sikip terk ettiği fakir ve gerizekâlı bir orospu olarak kalırsın. Depresyona da girersin, hiçkimse de seni sevmez.(BuzKurdu)
—Hey hâlâ memelerimi yalamıyorsun.(Missy)

26'ıncı bölüm: Göldeki Dehşet

Ne? 21'inci bölümden sonra 26'ıncı bölüme başlayamazsın!
—Neden?
—Çünkü 21'den sonra 22 gelir!
—Neden?
—Nasıl neden?
—Kuralcı olma.
—Kuralcılık mı? 2'nin 1'den büyük olması kuralcılık değil, bilimsel bir gerçektir.
—Evrende çok fazla kural var.
—Tanrıyı eleştiremezsin.
—Neden?
—Çünkü sonsuzluğun sonu yoktur. Yani; bizim neden 4 kolumuz yok, neden penisim 55 cm değil falan diye konuşursan bu konuşmaların sonu gelmez.
—Tanrı neden var?
—Tanrı neden mi var? Tanrı neden var mı dedin!!

Önemli olan tanrının var olup olmaması değil; kitap yazmak sıkıcı. Evet, gerçek bu. Ayrıca da benim kitaplarımı benden başka hiçkimse okumuyor. Yani voroluşun amacı ne hı?
—Ergenleşme!
—Neden?
—Kes şunu!
—Nede?
—Kendini trolllüyorsun..
—Eee…
—Kendini trollleyemezsin!
—Ama trollleyebiliyorum..
—Hayır, hayır; bu çok mantıksız!
—Neden?
—Kendinle tartışıyorsun lan! Bu nasıl mantıklı olabilir!

Episode bilmem kaç: Göldeki Vahşet!

Kitap yazmak sıkıcı; bilgisayar oyunu oynamak da öyle. Sikişmek, çok fazla yorucu. Sadece sarılmak ve memelerini yalamak istiyorum.
—Neden? Sen bebek misin? Gay misin oğlum sen? Sikişsene amık!
—Kendini trollleme…
—Neden? Az önce sen trolllüyordun ya..
—Annenden ötürü…
—Ne alâkası var?
—Çünkü annem çok yaşlandı.
—Ama bunun konuyla bir alâkası yok.
—Annemin yaşlanmış olmasının konuyla bir alâkası yok mu?
—Evet yok.
—Neden?
—Dur biraz, bunu senin açıklaman gerek çünkü her şeyin annemle alâkalı olduğunu iddia eden sendin!!
—Hayır, ben annemin konuyla alâkası olduğunu ispatlamalıyım, sen de neden alâkası olmadığını ispatlamalısın.
—Olmayan bir şeyin olmadığını nasıl ispatlarsın, olmayan şey zaten olmamıştır…
—Tanrı yok.
—Tanrı yoksa sen nasıl varoldun gerizekâlı!!
—Kendi kendimi yarattım. Ben aslında şizofrenim ve hepiniz benim hayâl ürünümsünüz.
—Töbe!

Kitap yazmak sıkıcı, sikişmek sıkıcı, 31 çekmek 10 bin defa falan yapınca çok zevksizleşiyor…
—Yuh! 10 bin!!
—Günde 3 defa, 13 yaşımdan beri……
—Tamam yeter, hesaplama!
—Yılda bin defa yapar mı; yapar! kaç yıldan beri?

Yaşamak sıkıcı, çalışmak zaten sıkıcı, kitap okumak berbat çünkü en güzel kitapları zaten ben yazıyorum, League of Legends oynamak sıkıcı, PointBlank oynamak sıkıcı… Sı - Kı - Cı. …

Annem hiç susmuyor…

Bu kitabın devamını yazmalı mıyım?
Hiç bir işi yarım bırakamazsın.

Bütün hayatlar yarım kalır. Bütün ölümler erken ölümdür. Herkes ölür. O halde, zaten ölecek isek, neden yaşıyoruz? Hayatın amacı ölümdür çünkü eğer bir şeyin amacı yoksa amaç o şeyi sonlandırmak olabilir ancak. Hayatımın amacı dünyayı kurtarmaktı; sonra herkes kendimi kurtarmam gerektiğini söyledi ve ben de diğerleri gibi bencil ve pis bir hırsız oldum; işte böyle içine ediyoruz dünyanın: kendi kendimizi yok ederek ve birbirimizi mahvederek.

Benimle sevişmeyen bütün kızlara kolum girsin; herkesi öldürmek istiyorum. Eğer dünyadaki bütün erkekleri öldürseydim, bütün kızları ben sikerdim. Zaten öleceksek, o hâlde neden yaşıyoruz?

Missy büyücü bir kızdı. Koyu asker yeşili mini bir şort giyiyordu. Aslında askerdeki koyu yeşil donların aynısıydı bu. Ayağında babete benzer sıradan, yumuşak ayakkabılar vardı ve artık bu kadar koşuşturmacadan sonra yırtılmaya başlamışlardı. Üstünde artık kıyafet yoktu çünkü artık yırtılmışlardı ve memelerini saklayamadıkları için onları çıkartıp atmıştı. Önceden pembe, kısa kollu ve dar bir badi giyiyordu. Saçları tıpkı bütün diğer orospular gibi sarı renkti ama doğuştan orospu olduğu için saçının doğal rengi sarıydı. Diz kapağının altına kadar beyaz çorapları vardı. Elektrik ve ateş onun büyüleriydi. Özellikle elektrik onun uzmanlık alanıydı. Henüz çok genç ve ezikti. Yaptığı büyüler anlıktı ve aynı büyüyü tekrar yapmayı beceremiyordu.

BuzKurdu: o bir kurtadamdı. Mavi kurtların soyundan geliyordu. Micheal'ın adını bile hatırlayamadığı sayısız çocuklarından biriydi. Erkekti. Yeteneği etrafı soğutmak ve su buharını toplayarak buz oluşturmaktı. Buzdan sopalar kullanabilir, buzdan heykeller yapabilir, keskin buz parçaları fırlatabilir, bir şeyleri aniden dondurabilir, boynuzundan buz ışını fırlata da bilirdi.

Bu hikâye çok kısa oldu ve ben onu daha ne kadar uzatabileceğimi bilmiyorum. Veya, onu neden uzatmalıyım ki? Bitecekse bitsin işte…
BuzKurdu kendi ismini bile hatırlamıyordu. Bir sabah bu gezegende uyanmıştı. Buraya gökyüzünden düştüğünü biliyordu. Uzunca bir süre yalnız kaldıktan sonra içindeki biriken abazanlıkla Missy'ye saldırmıştı ve bu tecavüze teşebbüs, çok büyük bir âşkın başlangıcı oldu. Issız bir ormanda baş başa kalan ikili, bu ormanın aslında çok kalabalık olduğunu fark etti. Missy hayatın tadını çıkardı; romantizm yaşadı ve değişik deneyimlerin tadına baktı; BuzKurdu'na güvendi ve kendini ona muhtaç hissetti. Onu koruması ve onun hata yapmasını engellemesi için bu küçücük kızın, uzaydan gelmiş olan bu yaşlı kurta ihtiyacı vardı. BuzKurdu'nun ırkı hiç yaşlanmadığı için kurt genç gözüküyordu. Kurt ise bu ilişkiyi hafife aldı. Missy ailesini bulana kadar ona gözkulak olacak ve pompaya devam edecek, ardından kendi ailesini ve geçmişini aramaya koyulacaktı. BuzKurdu, Missy ile sadece gönül eğlendirdi. Missy ise henüz çocuk olduğu için, kendisiyle sikişen herkesin onunla evleneceğini sanıyordu. Zaten BuzKurdu tam bir piçti. Missy ise duygusal ve doğal bir orospuydu yani yalan söylemezdi ve kimseyi üzemezdi ama ayrıca da her şeyin tadına bakmak istiyordu.

Missy'nin babası ölmüştü. Annesi ise onunla pek ilgilenmiyordu ve zaten Missy yatılı ve ciddi bir okuldaydı; dolayısıyla annesiyle pek görüşemiyorlardı.

—Senin gibi genç bir bayan bu ormanda yalnız başına ne yapar?
dedi adam. Missy:
—Annemi arıyorum, buralarda önemli bir işi varmış.
dedi.
—Anneni ararken hayatınızı tehlikeye atmamalısınız genç bayan.(adam)
—Endişelenmeyin, başımın çaresine bakabilirim.(Missy)
—Ama siz daha küçücük bir çocuksunuz.
Adamın bu lafı daha şu anda benim bile götüne giren yarakları hesaplayamadığım Missy'yi çok kızdırmıştı. Missy'nin içinden, o adamın kafasını koparıp bir poşete koymak geçti. O sırada kurt geldi.
—Hemen arkama geçin genç bayan, sizi koruyacağım.(Adam)
Adam elinden kırmızı bir plazma attı. Kurt geri kaçtı ama plazma patladı ve kurtu yana fırlattı.
—Hayır! O benim dostum.(Missy)
Adam üç tane daha plazma fırlatmıştı bile ama Missy onun bileğini tutup ona engel oldu. BuzKurdu yaralandı. Missy adamın koluna çok bastırıyordu. Adamın bileği zedelendi.
—Kolumu bırakır mısınız genç bayan!(Adam)
Adam Missy'yi büyüyle itip kaçtı. Missy adamın peşinden koştu ama etrafta sadece mor renkli dumanı gördü. Etrafa bakındı. Sesleri dinledi. BuzKurdu'nun yanına gitti.

Alpha'nın böyle tehlikeli bir rakiple savaşmaya hiç niyeti yoktu. Numaradan iz sürüyormuş gibi yapıp rakibinden uzaklaştı. Sürüde ise şüpheler başlamıştı. Alpha'nın onları bilerek lânetlenmiş olandan uzağa götürdüğünü biliyorlardı. Alpha onları korkutup birkaç cesur konuşma yaptı ve sürü tekrar onun emrindeydi. Ne var ki bir adam gelip onlara lânetlenmiş olanın yerini söyledi. Nedense akıllarına hiç bu adamı yemek gelmemişti; sadece öylece konuşup gitmişlerdi işte..

—Alpha!(BuzKurdu)
—Ne?(Missy)
—Alpha geliyor.(BuzKurdu)
—Ama neden?(Missy)
—Yaralandığımı farketmiş olmalı. Kanın kokusunu mu aldı acaba?(BuzKurdu)
—Yaralanmışsın. Yoksa sürüme daha henüz ben avdan gelmemişken saldıran sürtük sen miydin?(Alpha)
—Ona sürtük diyemezsin!(BuzKurdu)
—Ona diyen kim? Sana dedim gerizekâlı.(Alpha)
—Sevgilimin poposundan uzak dur!(Missy)
Missy ona bir ateş bombası fırlattı. Alpha'nın üstüne yalnızca toprak geldi.
—Voov, çok korktum. Bana vurabilirsen sana şeker veririm. Saf ve doğal kurt şekeri…(Alpha)
Kurtlar bir anda ortaya çıkıp Missy'yi omuzlarından ısırdılar. BuzKurdu oraya doğru yürüdü.
—Yaklaşırsan kız ölür.(Alpha)
—Kurtlar ne zamandan beri bu şekilde savaşıyor?(BuzKurdu)
—Kızı bırakın gitsin.(Alpha)
—Ama efendim…(Kurtlar)
—Bu onunla benim aramda.(Alpha)
Dev kurt koşarak BuzKurdu'nun üstüne atladı. Pençesini geçiriyordu ama BuzKurdu hazırlamış olduğu büyüyle onu dondurdu. Ardından da Missy ona bir yıldırım attı. Ardından bütün kurtlar kayboldu. Bir kurt Missy'nin sırtına atladı ve daha sonra bunun saçma bir hareket olduğunu fark edip geri geri yürüdü. BuzKurdu'nun fırlattığı bir buz kurdu kafasından vurdu ve kurt bunun üzerine koşarken bir ağaca çarptı ve ayağa kalkıp tekrar koştu. Alpha ölüyordu. BuzKurdu onu da yedi.

Çünkü BuzKurdu her şeyi yiyordu…
Missy'nin güzel göğüsleri vardı. Aslında yoktu lan, o daha 16 yaşındaydı ve çok zayıf olduğu için de sağlıksızdı. Yani öyle zayıf birinden ne kapacağınız belli olmaz, oysa bazı insanların AIDS'e bile bağışıklığı var. Yani niye yemek yemeyi bile beceremeyen ve bu sebepten ötürü açlıktan ölmek üzere olan kızlarla sevişiyorsunuz ki? Onların ağzından eminim bütün içorganlarının kokusu geliyordur çünkü mideleri hep boş lan. Kız dediğin tabi benim eski sevgilim gibi 13 yaşındayken 90 kilo da olmasında aslında; ben eski sevgilimi çok özledim lan. Hatta annesini de özledim lan. Babasının bile gideri vardı… Aslında o annesinin tokmakçısı da fena değildi. Eski sevgilimin hatırasından ötürü benim Antalya'lılara karşı bir zaafım mı var lan?

Şimdi hikâyemiz şu, BuzKurdu var ve bu öyle biri… Missy var, işte sikişiyo falan, bize otsbir malzemesi oluyo, bi tane yazar var, kitabın ağzına sıçıyo. Bu kızın babası annesi falan yok gibi bişey. İşte öküzler, ejderha, hayaletler, hırsızlar, kurtadamlar ve seks.

—Alpha'yı tamamen şans eseri yendin genç adam. Peki beni yenebilecek misin?
İşte kötü adamımız klişe bir şekilde şapkasının önünü tutarak eli cebinde bir şekilde bir ağaca yaslanmış olarak BuzKurdu'nun arkasında duruyordu.
—Bu kadar oyun yeter. Zaten sen sıkıcıymışsın, ötekinin de tüm numaralarını biliyorum onu doğurduğumdan ötürü. Benim adım Korde Shutcliff…
—Baba?!(Missy)
—Ve evet, bildiğiniz gibi Missy'nin biyolojik babasıyım.(Korde)
—Seni babana ulaştırdığıma göre ben artık gideyim.(BuzKurdu)
—Dur biraz, anlamıyorsun galiba; bu bir tuzaktı. Sizi tuzağın içine çektim.(Korde)
—Biliyor musun Korde, bu gün ıssız ormanlarda tuzak kurmuş veletlerle oynama limitimi çoktan aştım. Sanırım başka sefere.(BuzKurdu)
—Hey ben senden yaşlıyım.(Korde)
—Sen öyle san.(BuzKurdu)
—Ve ayrıca velet diyerek o kurtları mı kastediyorsun? Büyülerimle kolayca manipule edebildiğim kurtları… Bakalım senin neyin varmış.(Korde)
Büyücü ellerini kurda doğru uzattı. Mor ışıklar saçıyor ve onu ezmeye çalışıyordu. Kurt yoruldu ve hâlsizleşti. Birden bire bağırıp ona bir buz topu fırlattı. Korde kendisini bir kalkanla korudu. Eli yaralanmıştı.
—Sen benimle dalga mı geçiyorsun kurt? Daha fazla oyun yok.(Korde)
—Ama baba! Peki bunu neden yapıyorsun?(Missy)
—Bana baba deme, senin gibi zavallı bir kızım yok benim.(Korde)
—İnsanlar kızlarını severler??(Missy)
—Sen sadece faydasızsın.(Korde)
Missy'nin göğsünde pembe bir patlama oldu ve geriye uçtu. Missy çığlık atarak yere yığılmıştı.
—Hey moruk, kimsin bilmiyorum ama; hiçkimse benim sevgilimi dövemez.(BuzKurdu)
Korde, BuzKurdu'na doğru uçtu ve ona etrafı enerjiyle dolu bir vuruş salladı. BuzKurdu havada yavaşça uçuyordu ve acılar içinde kıvranıyordu.
—Artık uçmanın nasıl bir şey olduğunu biliyorsun kurt. Bu espriyi hep yaparım, üzerinde çalışılmış bir şey.(Korde)
—Baba bunu neden yaptın? Niye bize saldırıyorsun? Neden karşımıza çıktın?(Missy)
—Öz kızım olduğundan dolayı ya seni çok sevmem, ya da seni öldürmem gerekiyor; yoksa halletmem gereken bir işi halletmemiş gibi hissederim.(Korde)
—Yeter artık bu kadar!(BuzKurdu)
Gökten sarkaçlar yağmaya başladı. Bu arada buz kurdu hâlâ havadaydı. Sanırım havada asılı kalmıştı. Büyücü bu sarkaçlardan çok etkilendi. Artık iyice yaralanmıştı. Sinirliydi. Gücünü topladı ve yıldırım göndermeye hazırlandı. Missy ona yıldırım gönderdi. Adam saldıramamıştı bile. Sonra bir manyetik patlama oluşturarak her şeyi geri fırlattı.
—Beni yenemezsiniz bile!(Korde)
—Ne saçma bir cümle.(BuzKurdu)
BuzKurdu adama bir taş fırlattı. Güç kalkanına çarpan taş adamın bileğini kırdı. Bir anda adamın mor ışını BuzKurdu'nu vurdu ve onu yere düşürdü. Missy yine büyü yapıyordu ki büyücü onu kendine çekti ve onun büyü gücünü emmeye başladı.
—Bu kadar yeter. Artık gerçekten yeter.(Korde)
BuzKurdu'nun üstüne bir yıldırım düştü.
—Hayır!!(Missy)
—Hıha ha haa! Gerçekten onun için endişeleniyor musun? Seksi hayatından daha mı çok önemsiyorsun? O zaman bunu al.(Korde)

Morde, Missy'yi havada uçurup domalttı. Bileğini hatırlayıp onu yerine taktı ve biraz iyileştirmeyi denedi. Ancak ağrısını dindire bilmişti ve şişlik giderek büyüyordu.
—Kendi babanla cinsel ilişkiye girmek nasıl bir duygu?(Korde)
—Bunu neden yapıyorsun?(Missy)
—Bak sen, büyümüş de ne ilginç sorular sorarmış… Çünkü ben bir sapığım gerizekâlı!.(Korde)
—Seninle sevişmemi mi istiyorsun yani?(Missy)
—İstememeli miyim?(Korde)
—Hayır ama, en azından tecavüz etmen saçma değil mi?(Missy)
Korde, Missy'yi bıraktı. Missy babasının cinsel organını yalamaya başladı.
—Biliyor musun? Aslında belki sana güvenebilirim. Annenin aksine sen kâliteli bir insana benziyorsun.(Korde)
Missy babasının elini tutup ona arkasını döndü ve ona götünü siktirmeye başladı. Fakat babası bunu umursamıyordu. Ona bir tokat atıp diğer tarafa döndü. Bağırarak konuşuyordu.
—Bütün dünya bizim olabilir Missy!(Korde)
—Aslında bu gezegenin adı Yunaris baba.(Missy)
—Ama şunu asla unutma, bana ihânet edersen sonun bunun gibi olur.(Korde)
Korde bir ceseti gösteriyordu; bir ağaca bağlanmış ve cinsel organının içine kılıç sokulmuş bir ceseti. Bu Missy'nin annesinin cesetiydi.
—Anladım efendim.(Missy)
Missy'nin gözünden yaş geliyordu. Öldüğünü sandığı babası onu öldürmeye gelen annesini öldürmüştü. Etrafta başka cesetler de vardı. Kafası kopmuş, vücuduna iğneler saplanmış, ağaca bağlandıktan sonra içorganları çıkarılmış cesetler.
—Aptallar beni öldürebileceklerini sandılar; karşımızda direnen herkesin sonu böyle olacak.(Korde)
Missy babasının cinsel organına bir yıldırım gönderdi. Adam büyük bir acıyla havaya zıpladı. Sonra hızla koşarak uçmaya başladı.
—Aptallar!(Korde)
Pantolonu ona engel oluyordu. Pantolonunun düğmesini kapatması gerekiyordu. O esnada dev bir buz parçası ona çarptı. Adam kaçıp bir ağaca kondu. Orada pantolonunu hâlledebilirdi. Tam işi bitmişti ki ağaç sallandı ve adam yere düştü. BuzKurdu adamın yanağına bir yumruk yapıştırdı. Adam yerde sersem gibi yatıyordu. Ardından BuzKurdu'nu bir enerji dalgasıyla geriye uçurdu ve BuzKurdu bir ağaca çarparak yere düştü. Missy bir ateş topu gönderdi. Adam bu ateş topunun gücünü içine çekti ve sonra Missy'yi kendine çekerek onun gücünü emmeye ve aynı anda da onu taciz etmeye başladı. Acımasızca kızın vücudunu morartıyordu. BuzKurdu ayağa kalktı. Onun zihnine girmek istiyordu adam.
—Ha ha, artık kızımın gücünü emdiğim için onun güçlerine sahibim ve senin zayıflığını da biliyorum. önce kolumu iyileştirip şu yaralı bilekten kurtulacağım ve ardından olacakları sadece izle.(Korde)
BuzKurdu baş ağrılarıyla ve yorgunlukla boğuşuyordu. Yerde kıvranmaya başladı. Korde artık bileğini hareket ettirebileceği kadar iyileştirmişti.
—Artık kendine engel olmana gerek yok kar kurdu, ne istersen yapmana izin veriyorum. Ve buna kızımı yiyerek başlayabilirsin.(Korde)
—Hayır, o asla öyle bir şey yapmaz.(Missy)
—Öyle mi kızım?(Korde)
Adam tekrar kızını acımasızca parmaklamaya başlamıştı. Kız çok yorgundu ve her tarafı ağrıyordu. Sonra BuzKurdu'nun ona doğru koştuğunu gördü. Hemen ardından yere düşmüştü. BuzKurdu onun memesini ısırdı. Missy bağırmaya ve ağlamaya başladı. Korde, Missy'yi kolundan tutup yukarı kaldırdı. BuzKurdu memeyi çekiştirip parçalamıştı. Kanı yalıyordu. Korde, Missy'yi bir ağaca bağladı. BuzKurdu onun koltukaltını kemirmeye başlamıştı. Kız şoktaydı. Ne halt ettiğini bile bilmiyordu. Sadece bağırıp ağlayarak yalvarıyordu ve yeminler edip tövbeler ediyordu.
—Seni de tıpkı anneni öldürdüğüm gibi öldürücem. Kılıcı kınına sokarak.(Korde)
Ve Korde kılıcı yavaşça ittirmeye başladı. Missy ağlayarak inliyordu. Sonra bir an çığlık attı. Daha sonra da sesi kısılana kadar çığlık attı ve sesinin kısıldığının bile farkında değildi; zaten hiçbir şey duyamıyordu. Kılıç, iç organları birbirine katarak ilerledi ve bildiğiniz gibi rahim de bir iç organdı.

Ceseti orada bıraktı; BuzKurdu ile birlikte. BuzKurdu sonunda hep arzuladığı şeye kavuşmuştu, taze et yiyordu. Ve Missy öldüğü için bu hikâye burada bitti. Geceye kan kokusu bulandı ve bir toplu mezarlık daha böylece tamamlanmış oldu.