28 Mayıs 2014 Çarşamba

Mavi Kurt Ruhu tüm kitabevlerinde!

Küçükken bir belâdır başladık yazmaya. O zamanlar dünya güzel bir yer sanıyordum. Fakat sonra her şey kötü gitti ve ben ilk aforizmamı yumurtladım: Hayat her geçen gün biraz daha boktanlaşır, sonra da ölürsün.

Çevremdeki herkes hep başka insanlarla sevişiyordu. Nereden geldi bu bendeki sevişme tutkusu bilmiyorum ama diğer insanlardan daha sapık olduğum ortada. Birde ilginçtir bir kez başladın mı hep ve sürekli yapmak istiyorsun. Bence bu yüzden kimse evlenmeden önce sevişmesin. Sonra abaza kalırsınız ve abazalık çok kötü bişey..

Neyse işte girdik bir işe... Amelelik yapıyorum. Okuma yazma bilmeyen insanlar götüme elleyip beni taciz ediyor falan.. Dedim yeter çıkayım. Bıraktım işi. Bankaya gittim. Bir baktım bankada 7 milyar para; tabi şimdi bin lira oldu eskisi gibi keyfi de yok paranın; fakir olduğumuz ortada yani. Ben bu paranın 5 bin lirasıyla kitap bastırdım, 1500 lirasıyla pasta yedim, 500 lirasıyla da Mersin'de beyin tümörlü bir kız vardı, Mersin'e gittim işte onu görmeye ama kız bi türlü vermedi. Ben de en son memelerini yalayıp geldim.

İşte nedir efendim? Ben Mavi Kurt Ruhu kitabının yazarıyım. Kitabı aslında sevgili bulmak için yazdım ben. Kitabın içinde "benimle evlenin, benden iyisini mi bulacağınız lan denyuslar" falan yazıyor. Kitap Metafizik, Fantastik, Bilimkurgu; Mavi Kurt Ruhu 1'inci kitap: Faşist Tanrının Linç Edilişi. Kitap içinde kâh Tayyip'e yürüdük, kâh Allah'a yürüdük; öyle yürüye yürüye götürdük. Kitapta işte Mavi Kurtlar varmış bunlar uzaylılarla savaşmış falan ama kitabın asıl amacı hepinizi ibne yapmak. Hepiniz ibne olunca da tüm kızlar bana kalıcak. 370 sayfa kitap. Yazana kadar imanım gevredi. Ben zaten ondan böyle dinden çıktım. Yiyosa siz 370 sayfa kitap yazın. Demin saydım 501273 vuruşluk yani karakterlik kitapmış. Yani yazana kadar 501273 defa klavyeye vurmuşum. Klavye de artık iyice orospu oldu; kardeşim üstüne kola dökmüş falan. O OÇ'ye diyorum, burası kutsal mekân diyorum, burada yiyip içme diyorum; epirişkonun hiç sikinde mi geçen gördüm yine bilgisayarın başında, sağa sola da peçete, selpak falan atmış böyle. Koduğum ağaç israf ediyor; git suyla silsene burnunu. Suyla silse de bu sefer bir sürü gürültü yapar. Gördü yok ki bunlarda. Biz köy ırkıyız, annem babam köylü benim. Bide galiba kürtmüşüz ama kürt diyince kızıyorlar; MHPli bizimkiler ama bu aralar AK parti. Zaten yarın öbür gün başkası iktidar olsa bunlar yine parti değiştircek.

İşte böyleyken böyle. Yani uzun lafın kısası biriniz benimle evlenin. Bakın bıcırığınız israf oluyor, israf günahtır. O yüzden bedeninizin bazı yerlerini israf etmeyin kullanın. Önden olmazsa öteki türlü de olur; ben zaten kadın bulamadığım için ibne oldum.

İşte neymiş efendim? Mavi Kurt Ruhu.. Önce siyasi propogandamızı yapıyoruz tamam mı? Sonra da Allah nasıl yaratıldı, evren nasıl varoldu; onların felsefesi var. Adam gidiyor diyor ki tanrıya; sen nasıl tanrı oldun veya tanrı olmak için ne yaptın bana öğret de ben de tanrı olayım, hele tanrı nasıl olunuyormuş. Ki zaten de evrendeki atomlar canlı varlıklardır. Aslında tanrı onlar ama biz bilmiyoruz. Biz zaten ancak 5 duyu organımızla hissettiklerimizi , hafızamızda kayıtlı olanları biliriz. İnsan kendisi bile kendi duygularını, içgüdülerini anlayamaz. Zaten bu yüzden psikoloğa gideriz çünkü kendi kendimizi anlayamıyoruz ve bir uzmana, bizden zeki birisine gidip "ben neden böyleyim" diye soruyoruz.

Bir kere atom cansız olsaydı canlılar canlı olmazlardı. Biz bir araya gelmiş atomların ve hücrelerin bir birleşimiyiz. Bizim bir hafızamız var. Bir de farkında olmadığımız bir sıkıştırılmış hafızamız yani bilinçaltımız var. Birde DNA'mızda yazılı olan kalıtımsal hafızamız yani içgüdümüz var bir de 5 adet tane duyumuz var. Bu kadar yani. İnsan basit bişe. Atomlar da tıpkı bilgisayar harddisk'i gibi veri depolayabilir. Duygu denilen şey önceden depolanmış bilgilerdir ve içgüdüseldir. Bütün duygular hayatta kalma ve hayatı devam ettirmeye dayanır. Çünkü bedenimizdeki atomlar ayrılmak istemiyorlar çünkü onlar beraberken bizi oluşturuyorlar ama tek başlarınayken anlamsızlar. Bizim çocuklarımız bizim devamımızdır. Sadece hafızaları bizden farklıdır yani aslında çocuklarımız bizimle aynıdır ve onlar bizden daha gelişmiştir. Çünkü canlılar nesilden nesile hep gelişirler. Bu maymunun insana dönüşmesi gibidir. Bu yüzden çocuklarımıza itaat etmeli ve onlar için yaşamalıyız çünkü biz öleceğiz ama onlar kalacaklar. Bu arada ben 2 paragraf önce neyden bahsediyordum? Neyse boş ver, hadi kalın sağlıcakla....

Dermişim ve sizi üzermişim.... MKR aslında sırf cinsellik içeren bir kitap çünkü Türkiye'de kadınlar yeteri kadar sevişmiyor ve bu yüzden ben 4 yıldır yeteri kadar sevişemedim, ondan önce ise neredeyse hiç sevişmiyordum. Yani üzerimde 4 yıllık bir abazalık var. Birinizi tenhada kıstırsam da şu abazalığı bi boşaltsam. :D Neyse, kısacası benim amacım kızların daha çok sevişmesini sağlayarak erkeklerin daha mutlu olmasını sağlamak. Bu yüzden de kitabım cinsellikli bir kitap ama daha çok felsefi çünkü size düşüncelerimi kabul ettirip sizi kendim gibi yapıcağğm.

13 Kasım 2013 Çarşamba

HİÇ


Üniversitedeyim. Tembellikten bütün derslerden kalmışım. Ya sınavlara girmemişim ya da devamsızlıktan kalmışım. Bir yığın ders birikmiş alttan. Yaz okulunda bir kaç tanesini vermek için uğraşıyorum. İşte böyle bir zamandı. Kimlik arayışı içinde toy, aptal bir bücürdüm. Zayıftım o vakitler. Şimdiki gibi göbeğim yoktu. Saçlarım da bu kadar dökülmemişti. 1.85 boyu da üstüne ekleyin; sonuç olarak tipsiz sayılmazdım. Tamam çirkin değildim ama yakışıklı da değildim. Bir gören bir daha dönüp bakmazdı bana, unutur giderdi. Normal, özelliksiz bir adamdım işte.

O zamanlar metal dinlerdim hala da dinliyorum ama o vakitler kendim için değil başkalarına hava atmak için dinlerdim. Herkes pop dinlerken ben metal dinlerdim böylece ne kadar güçlü ve gizemli olduğumu düşünüp, kendimi özel hissederdim. Benim gibi thrash dinleyen mi var? O zaman ben gider black takılırdım. Daha sert, daha uç noktalarda ne varsa kendime katmaya çalışırdım. Sırf kendimi özel hissedebilmek için. Biliyorsunuz, insanın kendini özel hissedebilmesi için bir ikinci kişiye ihtiyaç var. Sende olanları başkasına gösterirsin ve başkalarında olmadığını gördüğün şeylerle övünürsün. Başkasında olmayıp sende olan bir nitelik, sana kendini özel hissettirir. İyi hissedersin. Eğer yaşamda kaybolmuşsan, intihar etmeni önleyen ve bir gün daha yaşamanı sağlayan şey, kendini özel hissetmenin verdiği keyiftir. Biz kaybolmuş insanlar, başkalarından besleniriz kısaca.

Neyse ben böyle acayip metalciyim. Metalci t-shirtlerim falan var, çeşit çeşit grupların. Koca koca resimli t-shirtler. Onları falan giyerdim okula gitmeden. Okul dediğim üniversite. Sonra bilekliklerim vardı böyle boy boy, onları takardım. Daha fazla ileri gidemezdim tabi. Pantolonuma zincir falan takamazdım mesela. O kadar medeni cesaretim yoktu. Normal bir sıradışılık içinde kalmaya çalışırdım. Her ne kadar kendimi özel hissetmek için insanlara metal müzik dinlediğimi haykırsam da, kılık kıyafetim yüzünden insanların beni yargılamasını istemezdim. Böyle bir şeyi kaldıramazdım. Yargılanmaktan çok korkarım. Çünkü kendimi savunamam. Yargılanmak için birisinin bana sözle bir şeyler söylemesi gerekmez. Ben kendi kafamdan hayaller kurgularım, varsayımlarda bulunurum. Kendi kendime “bu çocuk bana baktı, kesin içinden beni yargıladı” gibi düşünceler türetirim. Bu yüzden üzerimde devamlı bir gerginlik vardır. Bu yüzden yalnızlığı severim. Yalnızlık bana böyle şeyler düşündürmez. Gördüğünüz gibi çok ürkek bir herifim.

Neyse, işte yaz okulundayım. Okul boş, hava güzel, dersler de fena sayılmaz. Yapıyoruz, ediyoruz sınavlarını veriyoruz. Güzel zamanlar. Sınıfta güzel kızlar var. Ben yan gözle derslerde bütün kızları süzüyorum. Benim hiç kız arkadaşım olmadı. Lan bir adamın hiç mi kız arkadaşı olmaz? Bir insan bu kadar mı mal ve sıkıcı olur? İşte o benim. Kız arkadaşı geçtim, kız cinsiyetinde arkadaşım bile yok. Güleyim mi, ağlayayım mı? Şimdi ben ne yapayım? Bunun iki nedeni olabilir: Birinicisi ben cidden tipsiz herifin teki olabilirim, ikincisi ise benim kişiliğim bok gibi olabilir ve benle konuşmak can sıkıcı olabilir. Birinci ihtimale daha yatkınım. Sanırım ben fena halde çirkinim. Çünkü ben lokum gibi adamım, kimseye hayır diyeyem, ısrarlara dayananmam, kimseyle kavga etmem, tartışmaya bile girmem, susarım ben. Fıstık gibi kişiliğim var. Kendimi meditasyona, yaşamın anlamına falan adamışım. Acayip meditasyon yapıyorum. Evde tonlarca kişisel gelişim kitabı var. Hepsini okumuşum. Tanrı hakkında derin fikirlerim var. Diksiyonum düzgün, elim ayağım tutuyor. Ayrıca kültürlüyüm de; full koleje gittim ben. İyi İngizlicem var. Yani demek istediğim hanzo, kıro, öküz falan değilim. Hem romantik de bir adamım. Hep romantik hayaller kurarım uyumadan önce. Aslan burcuyum ben. Olgun, şeker gibi bir insanım.

O zaman niye kız arkadaşım yok benim? Olmayabilir tamam, ama hiç mi olmaz yahu? Bakireyim ben yahu. 24 yaşındayım. Ne yapayım bilemedim. Ya ben çok çirkinim, ya çok korkağım, ya da aptalım.

Neyse işte, dersler başladı. Ben sınıftaki tüm kızları tek tek kesiyorum. Güzel, çirkin farketmiyor. Birisi benden hoşlandığını söylese ben hemen çıkalım mı diyeceğim. Çünkü beni seven bir insana ben seni sevmedim demem. Ona karşı hiç bir şey hissetmesem de sırf onun sevgisine bir teşekkür olsun diye yaşarım ilişkiyi. Çünkü bana göre birinin beni sevebilmesi çok büyük bir olay ve ona karşı minnettar kalırım. Ben kendimi sevmediğim için, başkasının beni benden çok sevebilme ihtimali bana romantik geliyor.

Neyse ben sınıfı kesiyorum. Kızlardan birini bana bakarken yakalasam, hemen hayaller kuracağım, aptal saptal düşüncelere kapılacağım. Kendimi, “kesin benden hoşlandı, o yüzden bana bakıyor” gibi düşüncelere kaptıracağım. Hazırım yani. O da yok. Kimse bana bakmıyor. Yok. Ne kadar çirkinsem artık, insanlar yüzüme bile bakmıyor. Bana bakan kimseyi görmedim. Öyle mal mal, sap sap yaşamaya devam ederken tenefüslerden birinde yine her zamanki gibi tek başıma sınıfın kapısında sağa, sola, tavana falan bakarak vakit geçirmeye çalışıyordum. Canım çok sıkılıyordu bu kişiliğe ve bedene hapsolduğum için ama cool görünmeye çalışıyordum. Ellerim cebimde yavaş yavaş yürüyorum. Artist artist etrafa bakıyordum. Sanki her şey yolundaymış gibi ve hayatın bu kadar boktan olmasına aldırmıyormuş gibi davranıyordum. Sınıftaki kızlardan birisi benim olduğum yere geldi. Çok güzel bir kız, spor falan yapıyormuş. Sonra ne mi oldu?

Kız benle konuştu!!!!!!!!!!!!!!

Vallahi konuştu. Benle bir kız konuşuyor ha? O gün gerçekten şanslı günüm olmalıydı. Hemen kalbim hızlandı. Şirin gözükmek için yüzüme bir sırıtış ekledim ve mal mal cevaplar verdim. Ne kadar heyecanlanmışsam kamburum çıkmış konuşurken. Konuşurken iki büklüm olmuşum, O zaman farkettim ne kadar ezik olduğumu. Yine de bunu kendime itiraf etmedim, yalanlar üzerine kurduğum bir kişilik ile yaşamaya devam etmeyi seçtim. Okuduğum bölümü falan sordu sonra ıvır zıvır şeylerden bahsetti. Konuşma resmi olmasına rağmen, böyle basit bir şeyin bile başıma gelmesi benim için büyük olaydı. Sonra içeri geçtik. Ben tabi hemen hayallere daldım. Dişi cinsten bir insan benimle konuşmuştu. O zaman kesin benden hoşlanmıştı. Kesin ben çok yakışıklı ve çekiciydim. Bir sürü romantik hayal kurdum, öyle geçti o gün. Ben ama nasıl kasıntı bir haldeyim. Hareketlerime bir artistlik geldi hemen. Her an kızın beni izlediğini varsayıyorum ve kasıntıdan kırılmak üzereyim. Çok havalıyım, metalciyim, bilekliklerim var. Kendimi iyi hissediyorum. Bir kız benle konuştu. Her şey yoluyda. Keyfim yerinde.

Sonraki günler böyle hayallerle dolu geçti. Pek konuşmadık kızla. Ben zaten bir konuşma başlatamayacak kadar derin bir kişilik travması içindeydim. Korkak ve eziktim. Kız da benim hiç konuşma başlatmayınca öyle mal mal geçti günler. Bir gün hoca bizden sınıfta sunum yapmamızı istedi. Ben bir sunum hazırladım. Sıra bana geldi. Çıktım tahtaya anlattım ama çoğunlukla kızın yüzüne bakarak anlattım. Tam karşımda oturuyordu ve sunumun çoğunluğunu ona bakarak yaptım. Sunum bitti, yerime oturdum ve sonra durumu farkettim. Aptal kafam ne diye sunumu kıza bakarak yapıyorsun? Çok çocukça görünmüş olmalıyım. Acaba çok mu hızlı konuştum? Acaba çok mu heyecanlı göründüm sunumu yaparken? İşte böyle düşünceler içinde kendimi yiyip bitirmeye başladım. Ya ondan hoşlandığımı anladıysa? Hayır, bu güçsüzlük belirtisidir. Önce onun itiraf etmesi gerek. Güzelliği ile bana hükmedebildiğini ona itiraf edemezdim. Çünkü o güne dek kendime hep ne kadar güçlü olduğumu söyleyip durmuştum. Ama ben çok güçsüzüm, çok aptalım, çok eziğim... Mükemmel olmalıydım. Kusursuz olmalıydım. Böyle bir depresyona girdim. Ortada hiç bir şey yokken, sunumu kıza bakarak yaptığım ve heyecanlandığım için durduk yere depresyona girdim. Hayat boktandı daha da boktanlaştı.

Sonra kız benim yanıma oturdu ve bunu hep yapmaya başladı. Sonraları bu duruma alıştım tabi. Başlarda 160 nabızla panik içindeydim.. Tabi ki ilk defa yanıma oturduğunda kalbim hızlanmıştı ve kasılmıştım. Aklım deli gibi çalışıyordu. “ Onu güldürmeliyim. Ya gülmezse? Ben hiç iyi bir konuşmacı değilim ki. Komik bir şeylerden bahsetmesem bile bir konu açmalıyım ama aptal bir konu olmasın, ilgi çekici olmalı” gibi düşünceler içinde aklım harıl harıl çalışıyordu. Sonra ne mi yaptım? Benden bekleneceği gibi hiç konuşmadım ve sanki ders çok ilginçmiş gibi hep dersi dinledim.

Arada bir elbette konuşuyorduk ama konuşmalarımız resmi bir havadaydı. Gülüyor, minik espriler yapıyorduk. Ben de konuşuyordum allah için, o kadar da mal değilim. Dedim ya lokum gibi bir kişiliğim var diye. Zincirlerimi kırmama yardım ederseniz gerçek bene ulaşırsınız. Ama kız bunu beceremedi. Tek suçu kız olmasıydı malesef. O bir kız değil de erkek olsa, çoktan kanka olmuştuk ama o bir kızdı. Erkek arkadaşlarıma karşı kendimi açabiliyordum ama bir kıza karşı kendimi nasıl açabilirdim?

Hayatı boyunca hiç kız arkadaşı olmamış, full time 31 çekerek yaşamış bir organizmanın yanına lap diye oturursanız benim yaşadığım gibi ona kalp krizi geçirttirirsiniz.

Kızla aramızda hep bir resmiyet vardı. Böyle enseye şaplak, göte tekme halinde olacak kadar samimiyet beklemiyordum tabi ama hal ve hareketlerim çok kasıntıydı. Tam bir maldım kısaca.

Peki suç bende mi sayın okuyucular? Ben kendimi biliyorrum. Tipsiz olduğumu biliyorum. Kendimi sevmiyorum. Bu bilinçteyken nasıl kendimi açarım bir başkasına? Kızın yaptığı kendime karşı tuttuğum tabulara karşı bir saldırıydı.

Sonra ben kızı daha yakından tanımaya başladım. Sonra da seviştik.

Şaka şaka, keşke öyle olsaydı; hala bakireyim.

Kızı daha yakından tanıdıkça, ne kadar kültürlü ve güçlü birisi olduğunu gördüm. Güzel sanatlar okuyordu ve fotoğrafçılık ile ilgileniyordu. Ben de fotoğrafçılığı hiç sevmem. Anlamam da. Dalga geçerim. Güzel sanatlara karşı çoooook büyük bir saygım var ama fotoğrafçılığına karşı aynı şeyi söyleyemem. Güzel sanatlarda okuyan erkekler hep böyle girişken, öz güveni tam, şekil giyinen yakışıklı elemanlardı. Kızın da hep öyle arkadaşları vardı. Zaten acayip güzel bir kızdı ve güçlüydü. Kas anlamında söylemiyorum. Kültür, maddi olanaklar ve öz güven olarak kız bu hayatta başarılı ve galipti. Düzenli spor yapıyordu, kendine bakıyordu. Bizim gibi gidip de hayvan gibi ezbere yemek yemiyordu. Ben onu arkadaş olarak eklemeden facebooktan açık olan resimlerine falan bakmıştım. Hep böyle şekil fotoları vardı. Değişik cafelerde, arkadaşlarıyla beraber ya da çeşitli kültürel fuarlarda falan fotoğrafları vardı. Her resimde de yanında bir arkadaşı vardı. Hepsinde de mutluydu. Sanatsal fotoğrafları da vardı. Ne de olsa fotoğrafçılıkla uğraşıyordu. Genel itibariyle, enerji dolu, bol arkadaşa sahip, mutlu, öz güveni tam, kendini özgürce ifade edebilen bir insan profili sergiliyordu.

Yani benim sahip olmadığım her şey ondaydı.

Sırada yanımda hep sakin ve kendine hakimdi yani kendine güveni tamdı ve kişiliğini insanlara özgürce sunuyordu benim gibi kasıntı değildi, benim gibi sahte bir kişilik oluşturmamıştı, benim gibi olduğundan farklı görünmeye çalışmıyordu.

Sonra ben yeni bir depresyona girdim. “ Bu kız beni aşar “ dedim kendi kendime. Ben çok basitim, sıkıcıyım ve uyuşuğum. Kız ise acayip bir enerji yayıyordu. Cıvıl cıvıldı. Ben her zaman yeni 31 çekmiş gibi uykulu dolaşırdım. Uykum olmasa bile benden uyuşukluk yayılırdı. Kendimi sevmediğim için hayata karşı hep kendimden küçük bir parçayı sunardım. Yettiği kadar verirdim. Kendimi sevmediğim için yaşamın içinde bütünüyle olamazdım. Ben herkes ortada çılgınlar gibi dans edip eğlenirken, kenarda duran ve yüzünde yalancı bir tebessümle el çırpan adamdım. Ben doğru düzün konuşamazdım bile. Sesim boru gibiydi, heyecanlanınca hızlı konuşurdum aptal saptal cümleler kurardım. Kimsenin gülmediği şeyleri komik bulurdum. Kendimden nefret ediyordum.

Zaten bu yüzden kişisel gelişim kitapları okuyorum. Kendimi uğruna değiştirebileceğim bir şey bulabilmek için.

Gelelim bu anının sonuna. Yazdıklarım gerçek. Kurgu değil. Hepsini yaşadım, yaşıyorum. Yaz okulunun son günü geldi. Kızı bir daha hiç görmeyeceğim. Son ders, son dakika. Hiç bir gelişme yok, 2 ay mal gibi geçmiş. Kızla arkadaşız ama hala merhaba merhaba seviyesinde. Heyecan dolu bir sesle, kekeleyerek ve kamburumu çıkarıp iki büklüm olarak facebooktan seni ekleyebilir miyim dedim. Neden facebook diye soracak olursanız bilmiyorum. Kaldı ki facebooku sevmem. Kafam o kadar çalıştı o an işte. O da olur dedi ve gitti.

Aradan 4 sene geçti. Ben hala okuyorum. Aynı okulda. Kızdan HİÇ haber alamadım. Bu kadar aptal bir adamın anısı da bu kadar aptal olur işte. HİÇ. Koca bir HİÇİM var.

Geçen 4 senede biraz değiştim. Benden hiç beklenmeyecek bir biçimde evden kaçtım mesela. Büyük cesaret. Benim gibi pısırık bir herif bunu yapabildiği için vakit oscara aday gösterilmeli. Sonra polisler buldu beni. Değişik maceralar yaşadım. Dizilerdeki gibi dramatik bir aile buluşması oldu. Sonra bir süre herkes bana acayip iyi davranmaya başladı. Sonra da olanlar unutuldu gitti. Herkes eski haline geri döndü.

Değişmeye çalıştım. Ara ara kendimi seviyorum ve yaşamın içinde bütünüyle kendimi ifade edebiliyorum ama bazen de eski ben geri geliyor ve yine kendimi sevmiyorum. O zaman yaşamak bir eziyet oluyor ve bir kaçış olarak tanrıyı aramaya başlıyorum. Yaşamın anlamını falan düşünüyorum. Çok zor. Zor. Bir ara intihar etmeye çalıştım da yapamadım. Yaşamak güzeldi her şeye rağmen. Değişmeye çalıştım, kendimi değiştirdiğim alanlar oldu. Eskisinden daha donanımlı bir hale geldim. Hala malım. Ama daha az malım. Hala eziğim ama daha az eziğim. Hala kız arkadaşım olmadı. Sevgiye, aşka inanmıyorum. Sekse ve konuşarak kendini ifade etmenin hazzına inanıyorum. Sevgililer birbirini çok dinlediği için bir sevgiliye sahip olmak keyif verici olmalı. Sonuçta sana kendini en iyi hissettiren seni en çok dinleyendir. Bu yüzden bir sevgilim olsa iyi olurdu. Hala bakireyim. Bir de bu konu var tabi. Acaba nasıl bir his öpüşmek, yiyişmek, sevişmek? Merak ediyorum.
Hoşçakalın.




24 Ekim 2013 Perşembe

Ben Mükemmelim


İntihar etmek istiyorum. Zaman zaman intihar etmek isterim. Arada bir olur böyle. İntihar planları kurmak zihnimi meşgul ediyor, ilaç gibi geliyor.

İntihar ettiğim hayallerimde bir araba kiralayıp, egzosuna taktığım hortumun ucunu arka camdan içeri sallandırıp motoru çalıştırıyorum. Çok klasik evet. Bu yöntemi genelde bayanlar tercih ediyormuş. Bir kaç öksürükten sonra uyuşuyorsun, egzos dumanı genzi yakıyor, nefes almak zorlaşıyor ama en azından acı yok. Ölümün bile acısız olanını istiyorum; çünkü ben kocaman bir korkağım.

İntihar etmek istediğim kadar, yaşamak da istiyorum. Ya her şey düzelirse? Ya hayat ileride daha güzel olursa? Merak benim içimi kemiriyor. Sahip olduğum bu yaşama ve benliğe tutunmamı sağlıyor. Bırakamıyorum. Ölmek kolay, yaşamı bırakmak zor. Kendime itiraf etmesem de tüm eziyeti, çarpıklığı ve fakirliği ile, ne kadar boktan olursa olsun yaşamı seviyorum.

Zaman zaman ölesim geliyor çünkü yaşamama izin vermiyorlar. Kimse yaşamama izin vermiyor. Ben yalnızca yaşamak istiyorum. Uyuyup uyanmak istiyorum. Boş boş tavana bakmak istiyorum, tembel olmak istiyorum ama izin vermiyorlar. Bir şey olmak istemiyorum. Meslek sahibi olmak istemiyorum. Anlamsız bir koşturmaca içinde ömrümü tüketmek istemiyorum. Anlamsız, çok anlamsız geliyor insanların koyduğu kurallar. Aile ve para, kariyer ve sevgili ve binbir saçmalık, aptal saptal sorumluluklar, millet, ego ve din. Bu sözlerin hiçbiri bana ulaşmıyor, bana verdikleri nasihatlerin hiçbiri kalbime ulaşmıyor. Susmaları için evet diyorum, çünkü hayır demeye sabrım yok. Kendimi savunamam onlara karşı, çünkü çok güçlüler. Arkalarında sorgulanmadığı için kemikleşmiş düşünce kalıpları var. Güçlerini üyesi oldukları sürüden alıyorlar. Ben hep evet diyorum, yeter ki sussunlar. Saldırmaya devam ediyorlar. Usanmadan sözlerle, eylemle, dokundurmalarla egoma saldırmaya devam ediyorlar. Ben hiçbir şey istiyorum ama hiçbir şeye sahip olamıyorum. Herkesin benden olmamı istediği şey olmaya çalışıyorum. Aksi tarafa doğru kürek çekmeye gücüm yok. Çok korkuyorum.

Aile, akrabalar, arkadaşlar, toplum kısacası ilişkide olduğum tüm insanlar benden bir şeyler bekliyor ve bundan tiksiniyorum. Nefret ediyorum. İnsanlar hesap soruyor, yargılıyor. Toplumda kabul görmüş davranış ve düşünce şablonunun birazcık dışına çıktığım vakit cehenneme düşüyorum.

Ben insanları memnun etmek için mi yaşıyorum? Güzel bir işim olsun da ailem gururlansın diye mi ders çalışıyorum? Param olsun böylece arzularımı gerçekleştirip egom tatmin olsun diye mi yaşıyorum? Böyle olmasını istediğim için olduğum yerde değilim, burada olmak zorunda olduğum için buradayım. Bunun farkına varınca insan ölmek istiyor. Başka bir kurtuluş yok. Nereye kaçarsan kaç insanlar peşinden geliyor, seni bırakamıyorlar. Yani ben sevdiğim insanlara siktirin gidin hayatımdan mı demek zorundayım? Sen yok olursan, özgür olursan, hayatı dilediğin gibi yaşamak üzere yola koyulursan onlar için bu bir yenilgi demek. İnsanların egoları o kadar güçlü ki, yenilgiyi kabul edemiyorlar.

Neden biliyor musunuz? Niçin kendimize benzemeyenleri yargılarız biliyor musunuz? Çünkü inanç her zaman kendisine ortaklar arar çünkü kişi sadece bu şekilde inandığı şeyin doğru olduğuna ikna olur ve inanç en güçsüz duygulardan birisidir. Birisi çıkıp, ben sizin gibi yaşamak istemiyorum dediği vakit, inanç sahipleri topyekün size saldırır, onlar gibi yaşamanız için çabalarlar bunu yapmazlarsa inançlarını yitirebilirler, inancı yitirmek demek kişiliğini yitimek demektir ve aklı başında olan hiçbir ego kendini bu duruma düşürmez. Paranın gücüne olan inanç, saygınlığa olan inanç, çocuğun hayatta başarılı olması gerektiğine duyulan inanç ve daha nice hastalıklı düşünceler... İnsanın bunca yıldır uğruna yaşadığı şeylerin bir başkası tarafından red edilmesi ne büyük bir korkudur.

Mükemmel olmak zorundayız. Hepimiz. Aksi takdirde insanlar minicik bir hatamızı veya eksiğimizi gördüğünde boka üşüşen sinekler gibi etrafımıza toplaşırlar ve bizi yargılarlar. Tanrım hayatta en çok korktuğum şey yargılanmak. Ölümüne korkuyorum yargılanmaktan. Bu yüzden mükemmel olmaya çalışıyorum. Bu yüzden her zaman kasıntı bir haldeyim. Mutlu olmak için mükemmel olmak zorundayım.

Suçlu arıyoruz. Suçlamak için birilerini arıyoruz. İnsanlardan beklentilerimiz var, onların da bizden. Ben böylesine çarpık bir varoluşa katlanamıyorum.

Ölmeden önce bir karıya falan gitmek istiyorum. İnternette dolu escort numaraları var. Aramaya korkuyorum. Ya beni yargılarlarsa? Ben çok kıllıyım, beni kesin içlerinden yargılarlar. Ne yapsam bilemedim.

11 Ekim 2013 Cuma

Sevgili Oyunu

Sakın ola ki sevgili oyununa kanmayın. Yapmayın bunu kendinize. Bir erkek ile bir kadın sevgili oldukları vakit bunun adı sevgi değil, şehvettir. İkisi de yatağa gidecekleri günü bekler ama asıl amaç bu değilmiş gibi davranırlar. İnsanlar hayvan içgüdülerine sahiptir ama herkes medeni görünmeye gayret eder. İçgüdülerini ne kadar iyi bastırabilirsen o kadar medenisin demektir. Güzel bir kıza veya yakışıklı bir adama bakmamak bir güç gösterisidir. Egonun haykırışıdır. Beni etkileyemezsin, bana ulaşmaya gücün yetmez demektir. Peki sonunda ne olur? Kişi yalnızca kendine zarar verir. Güzele bakmayı reddederek, birine sadık kalarak, seks yapmayı reddederek insanlara güçlü gözüktüğünü düşünen kişi yalnız kaldığında mastürbasyon çeker. Ne oldu? İnsanları kandırmak uğruna kendini kandırdın. Erkek ve erkek, bağyan ve bağyan veya erkek ile bağyan sevgilicilik oynamaya kalkıştığınca önce yavaş yavaş ilişkinin temelleri atılmalıdır. İnsanlar dürüst olmadığı için amaçlarını belli etmezler, seviş benimle diyemezler, o yüzden bu kokuşmuş oyun oynanmalıdır. Günlerce dolaşırlar, gülerler, konuşurlar da konuşurlar... İnsanın ihtiyacı sekstir ama seks yine insanın kendisi tarafından tabulaştırılmıştır çünkü insan egosunun kölesi olmuştur. Bir sevgiliye sahip olmak toplum tarafından yüceltilmiştir. Bu mesele bir ego meselesi haline geldi. İnsan sevgiliye sahip olduğu vakit egosu tatmin olur. Böylece kişi öne çıkıp kendini insanlara gösterebilir, "Bakın! Bu insan beni seviyor" diye haykırabilir. Çünkü kendisinin sevilmeye layık olmadığını düşünüyordur, kendisi bile kendisini sevmiyordur ama nasıl olduysa onu seven birisi çıkmıştır. Bu bir oyundur. Toplum senden bir sevgiliye sahip olmanı bekler böylece sen kendini özel ve normal hissedersin. Oyunun kuralları önceden belirlenmiştir. Bunun adı toplu hipnozdur. "Seni şimdi seviyorum ama beni aldatırsan seni artık sevmem." Bu sevgi değildir bunun adı sahiplenmedir. İki sevgili birbirini satın alır. Karşılıklı çıkar ilişkisi, sevgili oyununu devam ettiren güçtür. İki taraf da birbirine kendisini özel hissettirir. Toplum içinde iyi bir imaja sahip olmasını sağlar. Her şey oyundur. İnsanların sevgi sandıkları şey kendi egolarının yansımasıdır. Gerçek sevgi sınırsız hoşgörüdür. Koşulu olmaz. Eğer seks yapmak istiyorsanız bunu direk olarak sorun, sevgilicilik oynamak zorunda değilsiniz. Kaydeceğiniz tek şey, karşı tarafta bıraktığınıza inandığınız ilk izlenimdir. Her şey kendi kafanızda olup biter. Siz hala sizsiniz. Boşverin başka insanların zihninde tuttuğu siz nasıl bir siz olursa olsun. Siz hala sizsiniz. Kendinizden hiç bir şey kaybetmiyorsunuz. Öyleyse niçin korkuyorsunuz? Amacınıza ulaşmak için neden önce binbir türlü yollardan geçiyorsunuz? Seni seviyorum, seni seviyorum, seni seviyorum... Bunlar sevginin değil, menfaatin sözleridir. Toplumun sevgi sandığı şey sevgi değildir. Aşk konusu iyi rant yaptığı için herkes aşk denen içi boş balonu yüceltip birbirini kandırır durur. Durum o kadar komik bir hal aldı ki, şimdi herkes sevginin ne olduğunu biliyor. Çünkü günümüz toplumunda sevgi tanımlanmıştır. Sevgiye dair milyonlarca sayfa yazı yazılmış, binlerce saatlik film çekilmiş ve bunları görüp hayatlarında uygulayan insanlar yüzünden sevgi saflığını yitirmiş, insan icadı bir davranış kalıbına dönüşmüş. Sevgi dediğiniz şey insan icadıdır. Bir yalanın uğruna insan kendi ömrüne şekil vermeye çalışıyor. Ne kadar acınası, ne kadar zavallı. Sevgi yok mudur? Vardır, ama kelimeleri kullanarak düşünen bir zihin onu tanımlayamaz. O saf bir düşüncedir. Şimdi, kim benimle sevişmek ister?

13 Haziran 2013 Perşembe

Taksim Gezi parkında neler oldu?

İzmir'de üniversite öğrencileri AKP'li kılığına girmiº sivil polis tarafından demir sopalarla dövüldü. Bir kızın kolu ve bacağı kırıldı. İnsanlar "gebersin teröristler" dedi. Kimse ölenler için üzülmedi. Baºbakan kendisine oy vermeyen insanlara hakaret etti. Onları vatan haini, terörist, çapulcu, pornocu, tinerci, marjinal grup, üç beº kiºi olarak tanımladı. Bir sürü seçim vaadi vardı baºbakanın. Baraj kaldırılacak dedi, barajı %10 yaptı(MHP geçen seçim %6 oy almıºtı yani bu seçim barajı geçemez yani sadece AKP ve CHP meclise girecek). Herkes bizim vatandaºımız herkesin hakkını savunmamız lazım dedi, polis İzmir'de (alevi ve CHP'li memleketi) pek çok insanı öldürdü ve kaza süsü verdi. Polis daima AKP'ye oy vermeyen insanları sıkıºtırmakta, tehdit etmekte, dövmektedir. Basın ise rüºvet alarak AKP karºıtı olayları yayınlamamakta ve sürekli AKP'yi övmektedir. Gezi parkı ayaklanması olaylarında TTB'nin sayabildiğine göre 5 bine yakın yaralı, 10 kör (gözüne darbe alarak kör olan vatandaº), 50 beyin travması (kafaya aºırı sert darbe alarak zihinsel engelli hâle gelme), 5 ölü vardır. Polis kameraların çekim yapmadığı her yerde, göstericileri katletmiºtir. Bu insanlar her ºey özelleºtirilip satıldığı için, tarihi eserler yok edildiği için, Atatürk'e saygısızlık yapıldığı için, baºbakan çok fazla yalan söyleyip her ºeyi yanlıº anlattığı için, müslüman olmayanların can güvenliği olmadığı için, polis insanları karakolda öldürüp ormana gömdüğü veya merdivenden düºtü öldü dediği için, baºbakan sözünde durmadığı ve söylediği her ºeyin tam tersini yaptığı için eylem yapmaktadır. Ayrıca İzmir'de polis onuncu kata gaz bombası atmıº, AKP'ye oy vermeyen insanları kendi evinde tehdit etmiºtir. Olaylarda 6 polisin intihar ettiği söylenmiºtir ancak biz o polislerin diğer polisler tarafından öldürüldüğünü düºünüyoruz. Sivil polis terörist kılığına girerek polise havai fiºek atmıºtır ve silâhsız insanların kafasına gaz bombası atarak öldüren, su sıkarak insanları 7 metre geriye fırlatan polis, bu sefer bu sahte göstericiye oldukça nazik ve kibar davranmıº, ve hatta kaçmasına bile izin vermiºtir.

 
 
 

İnsanların tek derdi baºbakana isteklerini anlatmaktır ama baºbakan park yıkılmasın diye halk oylaması yapmaktan bahsetmekte ve konuyu değiºtirmektedir. O park artık zaten yıkılamaz. Bu uğurda polis tarafından öldürülen insanlar var. Park halkındır ve halk yıkılmasını istememektedir. Polisin etrafta kamera olmadığında insanların baºına gaz bombası fiºeği atarak onları öldürmeyi denediğini unutmayın. Bu olaylarda tek bir polis öldü; onun da nerede nasıl öldüğünü gösteren bir kamera kaydı veya fotoğraf yok. Sizce polis olan biten her ºeyi kameraya kayıt etmiyor mu? Eğer göstericiler katil olsaydı bu zaten kanıtlanırdı. Camide bira içilmediğini ise cami imamı Yeni ªafak'a anlatmıºtır. PKK bayrak yakmamıºtır bayrak yakma görüntüsü 2010 yılındaki eylemlere aittir ve bayrak tenha, ıssız bir yerde yakılmaktadır. Orada Atatürkçü insanlar var; türk bayrağını yaktırırlar mı? Eğer neye inanacağınızı ºaºırdıysanız parka gidin ve olanları kendi gözünüzle görün. Bu gün bize zulmeden baºbakan yarın kime isterse ona zulmeder. Polis artık halkın polisi değil sadece devletin polisidir ve devlet de yalnızca iºçileri sömürmek ve halka ait olan her ºeyi satmak istemektedir.
ݺe gelmedim çünkü kimsenin bana ihtiyacı yok. Eğer fazlalıksam ºirkete yük olmak istemem. Ayrıca bunalımdayım ve uykusuzum. Her ºey yolunda sadece insanların olan biten olaylardan tamamen habersiz olması bana çok koyuyor. Bütün haberler yalan. Eylemciler biziz ve polis AKP'li. Ülkede %10 seçim barajı var. Devletten istediklerimizi duyan yok. Neden müslüman olmayan insanlara vatan haini muamelesi yapılıyor? Ben vergi veriyorum. Verdiğim vergi polis dayağı olarak bana geri dönüyor. Bu gün bu ülkede alevilerin can güvenliği var mı? Her gün kaç tane travesti öldürülüyor biliyor musunuz? Neden dinciler bu kadar katil ve zorba? Namaz kılmayan insanların, müslüman olmayan insanları dövmesi mantıklı mı? Namaz kılan müslüman zaten cinayet iºlemez, bu belli.

28 Mayıs 2013 Salı

SİTEMİN TAKİPÇİLERİ OKUSUN

Burada yazabilirsiniz ve yazılara yorum da yapabilirsiniz. Yorumlar herkese açık ve yazar alımım var. e-mail adresim yuno44907@windowslive.com

İnsanlar Neden İntihar Eder


Bir insan kitap yazıyorsa ve hiçkimse okumuyorsa veya çok muhteşem biriyse ama kimse onu önemsemiyorsa ne yapmalıdır? Herkes biliyor ki benim sorunlarım senin zerre umrunda değil; senin için asıl önemli olan para değil mi? Çünkü sen faydacısın; tüm insanlar öyle.

 

­                Paran var mı?

—Yeteri kadar…

Mutlu musun?

—Değil.

O hâlde yeteri kadar paran yok.

—Neden böyle düşünüyorsun?

Yeteri kadar parası olan bir insan her şeyi yapabilir..

—Her şeyi mi?

Her şeyi.

Parası olan bir insan istediği insanla evlenebilir. Kadınlar genellikle kendilerinden daha zengin, daha çok geliri olan, daha olgun, daha bilgili, daha zeki, daha güçlü, daha uzun erkeklerle evlenirler. Peki sence erkekler neden kendilerinden daha cılız kadınlarla evlenirler?

—Çünkü kadının onlara muhtaç olmasını isterler.

Eğer kadın kocasına muhtaçsa ve birde çocukları varsa, kocası onu çocuklarıyla beraber terk edip gitmesin diye kocasının yaptığı her türlü pisliğe katlanır. Çocukları olan bir kadın paraya muhtaçtır ve bir işe girip çalışamaz ve bu sebeple kocası onu dövse de, aldatsa da onu terk edemez. Zaten bu aldatma değildir; aldatmak gizlice ve korkakça yapılır, oysa erkek çok cesur ve utanmazdır.

Parası olan bir erkek karısını ve çocuklarını umursamadan, kazandığı paranın bir kısmını elâlemin kızlarına yedirebilir. Parası olan bir erkek; çocukları 18 yaşına geldiğinde karısını boşayıp daha genç (kendi kızı yaşında) bir kadınla evlenebilir ve bunu Nihat Hatipoğlu da dâhil, bütün zengin insanlar yapar.

Yani yeteri kadar paran olsaydı sen de mutlu olurdun.

—Ama eğer bir kadın beni param olduğu için sevseydi benden daha zengin birisi onunla evlenmek istediği zaman beni boşayıp onunla evlenirdi. Ve ayrıca beni sevmeyen ve zenginim diye benimle evlenen bir kadın zaten beni mutlu edemez ki.

O hâlde mutsuz olmanın sebebi paran olmaması değil.

—Değil!

Peki varsayımım boşa çıktığına göre; nedir mutsuz olmanın sebebi?

—3 yıl önce hayatım boyunca bana değer verip beni sevmiş olan tek insan tarafından terk edildim. Bir çocuğun oyuncağı oldum. Annesi ve babası evlenmemize karşı çıktığı için beni terk etti.

Neden bir çocuğa âşık oluyorsun?

—Hayatım boyunca ondan başka hiçkimse beni sevdiğini söylemedi. O bana âşık olmuş olan tek insandı. O olmasaydı kimse beni beğenmediği ve umursamadığı için çoktan intihar etmiş olurdum.

Ve o seni terk ederken sana seninle sana acıdığı için seviştiğini söyledi değil mi? Seni yeteri kadar sevseydi hattını; facebook, badoo, twitter hesabını değiştirmezdi bence. Sırf senden çok parası olan bir sevgili buldu diye seni terk etmiş olabilir mi?

—Peki o eğer beni hiç sevmediyse neden 1 hafta boyunca benimle sevişti?

                Kız seninle gönül eğlendirmiş oğlum…

—Bir kız çocuğu bir erkekle gönül eğlendirebilir mi?

                Valla o yapmış…

—Ama yaşı daha çok küçüktü.

                Bi gitsene yanına bakalım sana napçak? Önce seninle olup daha sonra da seni terk edip 3 yıldır senden kaçtığına ve her fırsatta sana küfrettiğine göre……… Her şey çok net değil mi oğlum?

—İş bulduğumu söylesem belki benimle…

                Yok yok, senden bir halt olmaz. Sen ancak 90 kiloluk küçük çocukları kandırırsın.

—Ne yapmalıyım?

                Beklemeye devam et bebeğim, bir gün karşına birisi çıkar.

—Dalga geçme bak.

                Hadi hadi, Allah versin; gözlerinden öpüyorum byy

—Neden hiçkimse benimle evlenmiyor?

                Eğer hiçkimse seninle evlenmiyorsa sorun kesin sendedir; bunun tek bilimsel açıklaması bu!

—Ama ben tamamen kusursuzum. .

                Kusursuz olma; normal ol. Bi kere normal olsana lan; nasıl olcan çok merak ediyorum, valla.

—Ama toplumun gelenekleri ve örfleri çok saçma..

                Her şey kız mı? Hayatta başka şeyler de var…

—Başka şeyler de yapıyorum ama bilmiyorum anlamıyor musun, 3 yıldır sevişmiyorum lan.

                Sen şimdi sevişme, 30 yaşına gelene kadar para biriktir evlenmek için; parayı görünce kısmetin ayağına gelir. Ama bak, göster ama verme sakın; bütün paranı alır kaçarlar haa.

                Ama sen baştan yanlışsın, hayatın amacı sevişmek olmamalı; bütün ömrünü kız kovalayarak boşa harcıyorsun.

—Ne yapayım peki?

                Namaz kıl, huzur İslam’da..

—Kuran’ın kutsal bir kitap olduğunu ve onu Allah’ın gönderdiğini nereden biliyorsun?

                Oğlum Dünya’nın %20’si Müslüman lan; bu kadar insan yanlış kitaba mı tapıyor?

—Aynı zamanda Dünya’nın %20’si de dinsiz; hem Müslümanların %66’sı münafık falan, eee?

                Lan İslam’da akla yatkın olmayan bir şey mi gördün?

—Kuran’ın bazı ayetleri, Kuran’ın bazı diğer ayetlerinin tam tersini söyler; Kuran kendi kendisini bile yalanlıyor. Ayrıca Müslüman olanlar her yıl %2,5 oranında peygambere zekât vergisi verecek deniyor. Kuran’da en çok geçen kelime de zekât. Ve Müslüman olmayanları da kovalayın, kovun, sürgün edin, vergiye bağlayın yani ezin, zorbalık yapın, haraca bağlayın gibi emirler var. Sonra Yahudilerle Hristiyanlara ve dinsizlere ve de eşcinsellere ve özgür kadınlara karşı bir sürü hakaret, tehdit var Kuran’da… Ayrıca Kuran’da kölelik, kız kaçırma, kocayı öldürüp kadını alıp götürme, küçük yaşta çocuklarla ilişki de yasak değil. Kuran’da evlilik yaşı 18 değil, kızın kana başladığı zamandır; erkek içinse, ne zaman hazır olursa.

                Yürü git lan, Allah’dan daha mı iyi bilcen? Allah en doğruyu ve en hayırlıyı bilir.

—Müslüman ülkeler niye hep geri, cahil, tehlikeli, şiddet dolu, fakirlik dolu?

                Bunlar hep illuminatinin oyunları; Allah bizi böyle zorluklarla sınav ediyor işte günahlarımız çıksın diye.

—Ya öldüğünde yok olursan? Ya âhiret yoksa? Ölümden korktuğun için inanıyorsun değil mi Kuran’a; sonsuza dek yaşamak istediğin için inanıyorsun değil mi Kuran’a? İşte sizi böyle asılsız vaatlerle kandırıp Müslüman yapıyorlar.

                Lan kâmil, Allah seni yaratmadıysa sen kendi kendine mi oldun?

—Ben Allah’ın var olup olmadığını veya onun iyi birisi mi yoksa kötü birisi mi olduğunu veya ne düşündüğünü bilemem. Ben sadece Kuran kutsal bir kitap değil diyorum.

                Sana bunu kim söyledi?

—Aklım var düşündüm.

                Yanlış düşünmüşsün.

—Sen hiç sordun mu Allah’a, “madem namazımıza ihtiyacın yok o zaman niye bunu yapmamızı istiyorsun” diye?

                O namazı biz ruhumuzu temizleyelim diye yarattı.

—Ruhumuzu temiz yaratsaydı namaza gerek kalmazdı.

                O zaman da sınav olmazdı.

—Sınava ne gerek var? Niye Allah insanların bir kısmını cehenneme koymak için yaratmış? Allah insanların cehennemde acı çekmesinden zevk mi alıyor? Bütün insanları hayırlı, cennetlik yaratsaydı?

                Böyle şeyler düşünemem; böyle şeyler düşünürsem dinden çıkarım.

—Lan zaten dinden çık diye uğraşıyorum gerizekâlı.

                Döverim lan seni.

—Beni dövsen de dövmesen de Kuran kutsal bir kitap değil. Beni dövmenin sana ancak zararı olur. Düşman kazanma dost kazan. Hem ayrıca hani İslam huzur ve barış dini diyordunuz? Bir Müslümana yakışır mı benim gibi muhteşem bir insanı dövmek?

                Peki ne olacak?

—22 yaşındayım ve hâlâ bekârım. Şimdiye kadar bana sadece bir kişi âşık oldu. Biraz para yedirdiğim kızlar da oldu ama keşke olmasaydı çünkü bir daha hiç beni arayıp sormadılar; parayı çalıp kaçtı hepsi. 25 yaşımdan sonra yaşlanmaya başlayacağım. Aslında 19 yaşımdan beri yaşlanıyorum ama kemiklerim ve kaslarım hâlâ büyüyor. Yani hayat kısa.

                Evlenince ne olacak?

—Sanırım bütün hayatımı önemsiz bir insan olarak geçiririm. Kitaplarımı bastırırım. Onlar da satmaz. Bir tane çocuk yapıp onu dünyayı yok etmesi için programlarım; Hitler olur çıkar o da ama ben göremem.

                Sonra da ölüp cehenneme gidecen.

—Bu Dünya benim; âhiret senin olsun kardeş. Bu insanlıktan hiçbir halt olmaz. Kediler köpekler bile bizden çok sevişiyor. Hepsini taşla kovalıycam!

11 Mart 2013 Pazartesi

Supermechs(Oyun Tanıtımı)

Supermechs 1vs1 şeklinde oynanan online flash oyundur. Oyunda kendi robotumuzu yapıp diğer robotlarla savaşıyoruz. Online oyuncularla canlı olarak yaptığımız heyacanlı maçlar gerçekten çok eğlenceli ve komik. Oyun da bir eklenti sayesinde chat de yapmak mümkün ama sadece chat'i açık olanlarla konuşabiliriz. İşte seviye atlıyoruz ve para kazanıyoruz. Seviye atladıkça para kazanmak ve exp kazanmak kolaylaşıyor. Ayrıca robotun seviyesi kendi seviyemizle aynıysa ranked list'de ilerleyebiliyoruz. Robotun seviyesi daima seviyesi en yüksek olan parçanın seviyesi oluyor ve karşımıza gelen rakipler bu seviyede oluyor. Oyunda her tur sonu enerjimiz doluyor. Eğer oturursak da robotumuz soğuyor. Silahların kullanım mesafeleri farklı ve her tur iki turdan oluşuyor, ayrıca bazı silahlar kurşun veya roket de harcıyor. Oyun gerçekten çok karışık, eğlenceli, basit bir oyun. Eğer zekânıza güveniyor ve strateji oyunlarını seviyorsanız sizi PvP'ye beklerim.. Bir robot modüllerden, gövdeden, ayaklardan, silahlardan, üst silahlardan oluşur. Kitler pot'dur ve para harcarlar. Oyunda üç tane element var; fiziksel, elektrik, ateş. İlk kalkan premium ama diğer kalkanlar herkese beleş. Kalkanlar eğer çok güçlüyse çok fazla enerji harcar ve enerjiniz bitince de kapanırlar. Ayrıca gördüğünüz gibi ben oyunda sıfırıncıyım yani ben kingim. Yani oyunda bir sorunuz falan olursa bana danışın. Ben bu oyunu çok iyi biliyorum.

9 Mart 2013 Cumartesi

Dungeon Rampage(Oyun Tanıtımı)

Facebook üzerinden oynanan bu oyun size arkadaşlarınızla beraber eğlenme imkânı sunuyor. 4 kişilik ekipler hâlinde bölümleri geçmeye ve canavarları yenmeye çalışırken, aynı zamanda da tuzaklardan geçmeniz ve bulmacaları çözmeniz gerekecek. Oyunda yürüyor ve yanınızda taşıdığınız üç tane silâhınızla savaşıyorsunuz. Silâhlar üçe ayrılıyor: yakın, uzak, büyü. Her silâh farklı rakiplere karşı yüksek zarar veriyor. Yani her karakterin güçlü olduğu bir düşman türü var. Oyunda büyücü, okçu, savaşçı, samuray, avcı, ateşci, aşçı karakterlerle oynuyoruz. Hepsinin yetenekleri ve özellikleri birbirinden tamamen farklı. Ayrıca öfkemiz dolduğu zaman B tuşu ile super yeteneğimizi kullanarak düşmanlarımızı ezebiliyoruz. Bölüm içinde can ve mana veren şeyler bulmanız mümkün fakat uzun süre büyü yapmazsanız veya uzun süre dayak yemezseniz yine iyileşiyorsunuz. Oyunda her bölümde iki adet hazine bulunuyor. Bu hazinelerden item çıkartabiliyoruz ama sandıkları açmak biraz pahalı. Para biriktirerek yeni karakterler almak daha hoş bir fikir ama seviyesi düşük silâhlar kullanmamaya da dikkat edin. Arkadaşlarınıza hediye gönderebilir, onlardan hediye alabilir, onlarla beraber oynayabilir, onlara mesaj gönderebilirsiniz. Oyun gerçekten çok fazla zor ve oyunda PvP yok. Sadece hep beraber yaratık öldürmece var ama PvP eklemeyi düşünüyorlarmış ama 2 yıldır falan eklemediler.

18 Şubat 2013 Pazartesi

League of Legends Rehberi

League of Legends bir MOBA'dır. Multiplayer Online Battle Arena yani online, çok oyunculu, savaş arenası tarzı oyunlara kısaca MOBA denir. İlk olarak Dota Allstars ile başladı. Daha sonra Dota'nın tamamen aynısı olan HON ve DOTA2 oyunları çıktı. Ondan sonra Bloodline Heroes, AirGears, SmackMuck heroes gibi daha değişik oyunlar çıktı. Ondan sonra da üç boyutlu ve TPS veya FPS olan Smite, Saturday Midnight Battles gibi çok daha değişik oyunlar yapıldı.

MOBA oyunlarında bir tane karakter seçeriz ve bu karakteri sadece o maç için kullanırız ve maçın ardından her şey yeniden başka bir maçta tekrarlanır. MOBA tıpkı futbol gibi bir takım oyunudur ve her maç değişik karakterlere karşı değişik karakterlerle savaşırsınız.

League of Legends'da mastery ve rune sistemi var. Oyunu oynadıkça level atlıyoruz ama bu level oyun içindeki levelimiz değil, bu level bizim oyunculuk levelimiz. Ve bu oyunculuk leveli oyunu çok fazla etkilemiyor. Oyun size rastgele rakip bulurken sizin takımınızla eşit güçte bir rakip bulmayı deniyor. Yeni oyunculara tavsiyem kesinlikle seviye 21 olana kadar rune almasınlar çünkü seviyeniz yükselince oyundaki en güçlü rün olan tier 3 rünleri satın alabiliyoruz. Ayrıca 5 tane tier 2 rünü birleştirince bir tane tier 3 rün elde edersiniz. Yani tier 3 rune alabilene kadar rune almayın! Ayrıca rünsüz oynamak sizi geliştirir çünkü rün aldığınız da oyunun birden bire çok kolaylaştığını görür ve aslında ne kadar iyi oynadığınızı fark edersiniz. Masteryler ise önemli değil çünkü istediğiniz gibi ayarlayabiliyor ve tekrar silebiliyorsunuz.

Ayrıca dereceli oyuna girmeye karar verene kadar şampiyon almayın. Bedava olan tüm şampiyonlarla oynayıp tüm şampiyonların zayıf yönlerini ve nasıl öldürüleceğini öğrenin. Şampiyonların arada sırada ucuzladığını unutmayın ve pahalı şampiyonları almadan önce düşünün fakat eğer bir şampiyon ucuzsa ya çok nerf yemiştir ya da çok eziktir. Oysa yeni çıkan şampiyonlar genelde aşırı güçlü olur ve kimse onları nasıl öldüreceğini bilmez çünkü onlar yeni ve bilinmeyendir.

Daima hiçkimsenin kullanmadığı ve fiyatı çok fazla ucuz olmayan şampiyonları satın almaya çalışın çünkü rakibiniz sizin şampiyonunuzu bilmiyorsa sizi yenemez.

Oyun içinde eğer rakip can çalma kasarsa hemen çivili zırh alıp sizden can çalmasını engelleyin. Çok fazla saldırıya odaklanmayın, 2 veya 3 tane tank eşyası kullanın ki hemen ölmeyesiniz. Özel pasif veya özel aktif özelliği olan eşyalardan sadece bir tane alın. Sadece bir tane ayakkabı alın. Beraber bir işe yaramayan eşyalar vardır, bunları öğrenin ve bunları beraber almayın. Bekleme süresinde azalma %40'ı geçemez, bunu unutmayın. Saldırı hızı saniyede 2.5'i yani 0,4 saniyede 1 vuruşu geçemez, bunu da bilin.

Daima zırh kasın ve zırhı yüksek şampiyonlar satın alın çünkü herkes saldırı kasıyor ve saldırı kasan şampiyonlar zırhı yüksek olan şampiyonlara zayıftır. Bunlar: Rammus, Malphite, Taric, Thresh gibi şampiyonlardır. Şampiyonlarınız hakkında her şeyi bilin ve öğrenin, cahil veya gerizekâlı olmayın çünkü her şampiyonun çok garip ve anlaşılmaz özellikleri vardır, bunları araştırın.

Oyunda her zaman minyonlara ve kulelere odaklanın. Oyunu daima kuleleri yıkılmamış olan taraf kazanır. Hiçbir yeri boş bırakmayın ve eğer takım arkadaşlarınıza faydası olan bir özelliğiniz yoksa hep yalnız gezin. Takım arkadaşlarınız savaşırsa yardıma gidin. Ölmekten korkarsanız oyunu kaybedersiniz ve kimseden kaçamazsınız çünkü eğer birisi sizi yavaşlatırsa zaten kesin öleceksinizdir yani ölümüne dalın, geri kaçsanız bile çoğu zaman yakalayıp öldürürler.

Eğer sizin takımın çoğu ölmüşse hemen ıssız yerlere kaçıp oradaki tarafsız canavarları öldürün çünkü kule yıkmaya kalkışırsanız sizi öldürürler ve kuleyi de yıkamazsın. Takım arkadaşların savaşa dönünce sen de kule yıkmaya devam edebilirsin.

Eğer büyücü minyonları hiçbir büyü kullanmadan tek vuruşta öldürebiliyorsan artık saldırı kasma. Ejderhayı daima öldür. O para verir. Kuleleri yık. Kuleler para verir. Rakip takımı öldürme çünkü gidip kuleleri yıkarsan zaten mecburen seni öldürmeye geleceklerdir. Tek kişi gelirse öldür. İki kişi gelirse belki öldürürsün. Üç kişi gelirse kaç. Gelen tanksa sakın dalma çünkü o ölene kadar arkadaşları çevreni sarıp seni öldürmüş olur.

Oyunun en zevkli haritası dominyondur. 3vs3 haritası da iyidir çünkü 5vs5'de ne kadar kasarsan kas tek başına katliam yapamıyorsun ama 3vs3'de tek başına hepsini öldürebilirsin. Ayrıca Proving Grounds da çok muhteşemdir çünkü iyileşme ve eve gitme yasak ve harita çok küçük yani kim ezikse ölür ve ölene kadar da bakkala gidip eşya alıp güçlenemezsin. Ayrıca oyunda tarafsız canavarlar olmadığı için de rakip ıssız yerlere kaçıp kendisini kasamaz.

Dominyonda amaç bütün kuleleri çalmaktır. Harita 5vs5 oynanır ve tam 5 tane kule vardır. Oyuncular bütün haritayı görebilirler. Minyon kesmek bir işe yaramaz. Minyonlar kulelere çok büyük zarar verebilir. Kuleleri çalarsanız ve rakibin kuleleri sizden çalmasına engel olursanız oyunu kazanırsınız. Dominyon'da birisini öldürmek neredeyse hiçbir anlam ifade etmez. Yani bol bol ölebilirsiniz. Sadece kuleleri çalın ve kuleleri koruyun.

Kısacası oyundaki en dandik ve sıkıcı harita şu anda en çok oynanan haritadır. Bu oyundan hiç sıkılmazsınız çünkü istediğiniz şampiyonu satın alıp onunla oynayabilirsiniz.

Ayrıca oyunda en çok dikkat etmeniz gereken şey rune'lerdir.
Kırmızılardan saldırı, magic penetration, armor penetration, can çalma gibi özellikler güçlüdür. Sarılar ise yenilenme ve savunma rünleridir; can, mana yenilenmesi, zırh gibi özellikleri yüksektir ve ayrıca galiba sarılarda altın kazanma gibi garip özellikler de hoş. Maviler büyü, mana, bekleme süresi, can emme(büyü kullanarak), büyü direnci gibi özelliklerde iyidir. Büyük rünler ise her şey için kullanılabilir ama bazı büyük rünler hilelidir ve çok güçlüdür; ayrıca hızlı level atlatan, hızlı koşturan, hızlı dirilten, para kazandıran türleri de vardır. Rünlerinizi çok fazla dikkatli seçin. Gerçekten rünleriniz yanlışsa çok ezik olabilirsiniz. Çoğu oyuncu diğer oyunculara yanlış rünler tavsiye ederek onların kendisinden daha ezik olmasını sağlamaya çalışır. Herkese güvenmeyin.